Panayot ustanın tahta yunusu

Belgin ÖNAL 04 Şubat 2019 Pazartesi, 00:01

Her anımsayışın, yaşamın küstah yanağından bir makas almak olduğunu düşünürüm. Ölüme, yok oluşa karşı şakacı bir direniş sayarım kendimce bunu. Ve Ada'da (İmroz) geçen çocukluğum, cebinde şekerlemelerini saklayan muzip bir çocuğun masumiyetiyle hep yanımdadır.

Çocukluk dediğimiz zaman dilimi mekânlardan, siluetlerden ve "an"lardan oluşur çoğunlukla. Şimdilerde Atanaş'ın Nostos'u küçük bir kız çocuğunun suyun içinde vanilyalı sakız reçeli yemeğe gittiği mutlu anlardan birini yaratan mekanlardan biridir örneğin.

Zeytinli Köy'ün (Aya Todori) Arnavut kaldırımlarında koşturup dururken kana kana su içtiğiniz çeşme yüzünüzdeki kuşlar kadar mutlu kanat çırpınışlarınızı serinletmektedir, öyle hatırlarsınız.

Köyün tek pastanesinden tadı damakta gizlenen nohut mayasından yapılmış peksimetlerinden yerken sizi bekleyen kederlere doğru yürüdüğünüzü o zamanlar bilmiyorsunuzdur örneğin.

Kumral saçlarınıza takılı kocaman kurdeleye gizlenen çocuk neşenizi bolca harcadığınız ve aslında en çok onları saklamalısınızdır. Bilemezsiniz o an. Henüz savurganlık yapmamanız gereken şeyin o çocukluk gülümseyişi olduğunu anlayamadığınız zamanlardasınızdır.

İçinizde pek çok kişiyle birlikte büyürsünüz. Size dokunan, farkında olmadan kalbinizde iz bırakanlarla çoğalırsınız.

Her gün evlerin önünden gelip geçerken komşularınızın gölgeleriyle sizin de suretinizin çizildiğini fark edemediğiniz zamanlardır onlar.

Terzi Kirakiça madamın üzerinize teyellediği, bir türlü kıpırdamadan duramadığınız elbise provalarında üzerinize batan iğnelerin belki de en hoş anılarınızdan birini.

Öğle sıcağının, Ağustos böceklerinin, bahçelerdeki zakkumların arasından küçücük pencereden bir el görürsünüz çalışan. Parmak uçları vernikli, damarları mor o eller; narin işleyişlerle ağaçlardan incelikler yaratmaktadır o an. Eşi Ulya madam sizin hayran bakan gözlerinizi fark edip içeriye limonata ikram ettiğinde kendinizi yetişkin, bir misafirliğe konuk edilecek kadar değerli görülmüş olmanın mutluluğuyla bahçedeki sandalyenin kenarına ilişirsiniz. Panayot usta Zeytinli Köy'deki sanatkâr, eşsiz bir yetenektir bilemezsiniz o vakitler. Elli yıldır özenle sakladığınız, size ikram edilen o serinletici ev yapımı limonata boğazınızdan inerken Panayot usta tahtadan yapılmış bir yunus hediye eder size. O an hala durur içimde. Ve siz o ustaya bir vefa borcu bilir yunusu çerçeveletip evinizin en görünen yerine asarsınız. Bir sanatkârın yüce gönüllükle ve artık şimdilerde pek görülmeyen doğallık ve incelikle, bir çocuk ruhunda farkında olmadan yarattığı ışığın devamıdır bilirsiniz. Çünkü artık bilme yaşlarındasınızdır. Böylesi kıymetli anları saklamanın değerini bilme yaşları.

Hayat iyi insanları karşılaştırmalıdır böyle. Erdem ve iyilikle, nezaket ve içtenlikle başka nerede tanışır ki insan? Sözcükler insanları anmaktan çok onları bir daha kaybetmemek üzere saklamak içindir. Sevgili Ulya madam ve Panayot usta, benim çocukluğumun tahta bir yunusa yazılmış kıymetli sözcükleri olarak hep içimdeydiler. Şimdi sizlerle ve zamanın içindeler.

Ve iyi de ki geçmiş, şimdiki zamanın en belalı sevdalısıdır.