Orrda birr okul var uzaktaaa...

Belgin ÖNAL 15 Ekim 2020 Perşembe, 23:07

Bugünlerde toplum olarak hiçbir mesafeden kaçınmayıp kendimiz dışında herkesin özel alanlarına elini kolunu sallayarak giren bizler, tülün kenarından dışarıya bakar olduk.

Bir sosyal mesafedir gidiyor. Fiziksel mesafe kavramını daha uygun buluyorum oysa kendi adıma.

Yoksa yüzümüzdeki o maskelerin şekli şemali değişse de maskelerle sosyalliğe ucundan kıyısından, sosyal medyadan bir yerlerden devam etmekteyiz gördüğüm kadarıyla.

Herkes bilinçli ya da bilmeyerek her zamanki yaşantısına özünde devam ediyor. Kalben aynı yerdeyiz fiziksel olarak değilsek de. Biraz daha az alış veriş yapıyor olsak da, yeme içme fotoğrafları, tatil görüntüleri merakına kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ekonominin, eğitimin, sağlık sisteminin bir bütün olduğunu düşünürsek ruhen tüm olanlardan etkilenmemek mümkün değil. Belirsizlik, evrilen, devrilen onca tutunduğumuz değerlere, ölümlere, acılara, değişimlere rağmen sağlam durmaya çalışıyoruz. Yaşamın döngüsünde, bizi alıp nerelere savurup atacağını bilemediğimiz rüzgarına karşın içimizdeki sevgiye, iyiliğe, her şeyin durulup sakinleşeceğine, dalgaların yaramazlıklarından sonra suskunca oturan çocuk gibi geriye bıraktığı dağınıklığa hazırlıklı bekliyoruz neyi beklediğimizi bilemeden.

Öngörülerimiz olsa da, yaşam sonuçta dayattıklarıyla kendini bize anlatır. Alt yazı okumaya çalışıyoruz ama metin başka bir şey söylüyor geçtiğimiz süreçte. Anlayamadığımız bir dilden izliyoruz her şeyi. Ama zamanla çözeceğiz. İnsan ne tuhaf bir varlıktır kendi suçlarından bile kolayca sıyrılır. Kendisiyle yüzleşemeyen insan hangi eğitimle bunu başarabilecektir? Herkes dijitalleşmeye gidiyorken, elimizde telefon, bilgisayar, zoom, eba derken hiçbir şey yapamıyoruz kendimize yabancılaşmaktan başka.

Evlerden dışarıya çıkamamak değil sorunumuz, kendimizle kalamamak. Kendimize yabancıyız en başta. Bir eğitimci olarak öğrencilerimin gözlerine bakmadan ders anlatılamayacağını biliyorum. Duygusal bağ kurmadan ister fiziksel ister sosyal ne mesafeniz olursa olsun yürek yakınlığı olmadan eğitim olmaz. Çocuk ekranda sanal olarak var gibi, yok gibi, arada bir ses duyuluyor gibi, ben kendime bir başıma ders anlatıyor gibi. Her şey başka bir şey gibi. Ama kendi gibi değil. Orda bir okul var ve biz gidemiyoruz. İlkokuldaki mevsim şeritlerini, önemli gün ve haftalarını kutlayamıyoruz. Hep okuldan atılmış, doğadan terk bir haldeyiz. Orta ikiden ayrılan çocuklar şiiri ve  Ece Ayhan gelir aklıma,

"Meçhul Öğrenci Anıtı/Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında/Bir teneffüs daha yaşasaydı/Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür/Devlet dersinde öldürülmüştür." Çünkü en önemli gün virüs sayısının ölümle karşılaşmadığı, insana dokunmadığı zaman olacak. Hangi sınıftayız bilmiyoruz. Artık insan sınıfında mıyız, ondan bile emin değiliz dünyayı getirdiğimiz hale bakarsak.

Evin her odası bir sınıf gibi. Thales'i anlatırken sesi kapatmayı unutmuş öğrencimin mikrofonundan annesinin, "Yatakları daha toplamadın mı?" sesiyle felsefenin doğuşu birbirine karışıyor, bazen online felsefe dersi biterken, bir öğrencimin muhtemelen ilkokula giden gizlice dersimi dinleyen yüzünü görmediğim küçük kardeşinin, "Öğretmenim matematik dersi de versenize" deyişiyle beni gülümseten anlar olmuyor değil.

Güleriz ağlanacak halimize ama en çok üzülüyorum bu memlekette. Çocuklar aidiyet duygularını bir okula, bir sınıfa, bir arkadaşlığa, arkadaş ortamında olabilecek tartışma ortamındaki ergenlik döneminin en önemli anlarından biridir, tam o esnada doğru bir seçim yapma, dostuna omuz verme, sevdiği bir kızın saçını çekme, gizliden şiir yazma, kan ter içinde teneffüslerde top oynama, birlikte sinemaya gitme, sıra arkadaşıyla özel bir sıkıntısını paylaşmayı, okulu asma keyfini bile yaşayamayacak bu çocuklar. Ne yazık!

Evden derdiyle gelmiş çocuk güvendiği bir öğretmenine, teneffüs aralarında içini dökemeyecek, merak ettiği bir konuda tartışamayacak, okul kurallarının sıkıcılığından bile şikâyet edemeyecek.

Kılık kıyafet, saç sakal, kantin sırası, okul servisleri, ders çıkışının ferahlığı gibi küçücük ama okulu okul yapan ayrıntılardan habersiz mezun olacaklar. Bir öğretmenin şefkatine tanık olmadan büyüyen çocuklardan ne bekleyebileceğiz.

İşte üzüntüm bunlar benim.

Oysa bir diploma kağıt olmaktan öte tahtaya kalkmaların heyecanını, bir aferinin onurunu, sevdiği kıza uzaktan bakmanın yürek çırpıntılarını, okul çıkışlarının özgürlüğünü, deftere yazı yazmanın çalışkanlığını, kitap taşımanın sorumluluğunu, bir öğretmenin anlattıklarını heyecanla dinlemeyi de içerir. Bir diploma duygulardan, yeni yeşeren düşüncelerin filizlerinden oluşmuş anı defterdir kenarı kıvrılmış.

Ama Didem Madak'ın söylediği gibi yoksa "Dünya artık bir daha okul çıkışı gibi kokmayacak mı?"