Kadınları "anne" yapan çocuklarına...

Belgin ÖNAL 12 Mayıs 2019 Pazar, 01:24

Çoğu kavramların içi boştur aslında. Anne, baba, aile, arkadaş, sevgili, dost, komşu, akraba gibi. Onların içini ait olan kişiler hakkıyla doldurdularsa gerçeklik, anlam kazanır ve var olurlar. Yoksa çok güzel görünen, havada içi boş bir iğnenin ucu kadar uçuşan balonlar gibidirler.

Değer atfedilen anlamsızlıklardan hep uzak durmaya çalışmışımdır. Çünkü en başta kendimi kandırmayı hiç sevmem. Balonlar geçici mutluluk getiren hayal kırıklıklarıdır çünkü.

Kızlarını taciz eden babalar, evlatlarını terk eden anneler, kan bağına güvenerek birbirlerinin malını çalmaya çalışan akrabalar, kanlı bıçaklı kavgalara yuva olan evlilikler, iyi gününde yanındaymış gibi görünüp bir dalgalı denizde terk eden sevgililer, çıkarcı dostlar, kocaman rengârenk balonlar hayatın içinde dolanıp duruyorlar. Hayatımız boyunca o balonların ipini elimizden kaçırmayalım diye bütün çabalarımız, yorgunluklarımız. Hazin ve kaybolacağını bile bile tutunduklarımız. Tutunamadıklarımız mı demeli yoksa?

Ama çocuklar başka. Onların sevgileri de gülüşleri de küsüşleri de bambaşka. Sahiciler çünkü. Henüz büyümemişler. Ben çocukları bundan ötürü severim. Kendileri neyseler öyle oldukları için. Kadınları aşağılayan ama anneliği yücelten toplumda çocuklar kadınları anne yapan tek varlıklar. Çünkü bir kadın sadece evladıyla göbek bağıyla bağlıdır doğuştan, doğal haliyle. Diğer tüm kavramlar kurmaca, uydurmaca.  Elbette ki doğurmasa dile belki kendi öz annesinden daha çok seven kadınlar var ya da annelerini büyük hayal kırıklığına uğratan çocuklar. Ama onların sebepleri vardır yaşarken eksik kalan. Çünkü bir çocuk annesinin yüreğinde eğitim alır. İlk sınıfı da orasıdır. İlk öğretmeni de annesi.

Çocuğun özünde olan yepyeni, saf ve katışıksız tomurcuklanmaya başlayan doğadır. Bundan ötürü onların sevgisine daha çok güvenirim. Sevgisizliğine de.

"Elindeki ekmeği ikiye böldü ve aç çocuklarına verdi. Yüzbaşı, 'Kendisine hiç ayırmadı' diye söylendi. Bir asker onu 'Çünkü aç değil' diye yanıtladı. Yüzbaşı ise 'Hayır, çünkü o bir anne' dedi." diye söz eder "Sefiller " romanında Victor Hugo.

Bizi biz yapan sıfatları hak edip etmediğimizle ilgili bütün meselem. Çocukları için hayatını harcayan, çalışıp, çabalayan anneler, belki babalarından daha güçlü duran anneler var elbette.

Asıl sormamız gereken soru, birkaç maddede kişisel gelişim kitaplarındaki gibi "Nasıl anne olunur?" değil "Nasıl insan olunur?" sorusu olmalıdır ki o içi bomboş kavramlar anlam kazanabilsinler.

"Dünyadaki en güzel üç kadın; /Annem, gölgesi ve aynadaki yansıması." der Halil Cibran. Bu dizeleri Halil Cibran değil, yaşamı boyunca oğlu için yaptıklarıyla annesi yazmıştır aslında. Çünkü hak edilen bir değerdir annelik, doğal olarak sahip olduğumuz bir güç değil.

Bir çocukta annesini eğitir büyüdükçe. "Anneliğin bulut rengi" imgesini kullanır Bilge Karasu. Çocuk annenin rengi olur. Annenin içinde değişmeden kalan yanlışları, kusurları baltalayan, fazlalıkları atan bir heykeltraş gibidir bir anlamda. Oğlumdan çok şey öğrendiğim doğrudur. Onunla yeniden var olmaya başladığım. Annesi olduğum için değil, bana kattıkları için ona minnettarım. Bütün çocuklar iyi ki varlar. Sadece dünyayı neşelendirdikleri, sorularıyla bizi gülümsettikleri, bir kirpiğin diğerine değdiği kadar ki ömrümüzde bize sevmenin ne olduğunu öğrettikleri için. Çünkü hayat, gerçekleri söyleyen bir yalancıdır aslında. Ona dayanabilmemiz için çocukların güzel bakan gözlerine, minicik ellerine, yetişkin olduklarında o yalancının ağzının payını verecek unutmuş olduğumuz cesaretlerine ihtiyacımız var. Hayat bizi acıtmak için istediklerimizi hep geciktirir ve bekletir. Buna ancak çocukların varlığıyla katlanabiliyoruz çünkü. Söyleyemediğimiz sözler için iyi ki varlar. Anne olmuş olsak da olmasak ta. Annelik nedir ki çocukluğun yanında? Belki bir kenar süsü onların hayatlarında. Anneleri olmayan bütün çocuklar bilsinler ki, hala sevmeye devam etmektedir bir annenin kalbi.

Şairler ve yazarlar söyleyemediklerimizin neler olduğunu bizden iyi bilirler tıpkı James Joyce'un dile getirdiği gibi, "Dünya denilen bu kokuşmuş çöplükte her şeyden şüphe edebiliriz; bir annenin sevgisi hariç."