İmroz'un Doktor Foka'sı

Belgin ÖNAL 06 Temmuz 2019 Cumartesi, 10:06

Uzun zamandır aklımdaydı onun hakkında yazmak. Ama bazen kelimeler o değerliliği anlatacak güce erişir mi endişesiyle hep ertelenirler. Aynı yetersizlik duygusu içimde duruyorken, hayatın ötelemelere karşı çok acımasız olduğunu öğrendiğimden bu yana biraz daha elimi çabuk tutar olmaya çalışıyorum. Anlar ve anılar, insanlar ve varlıkları yoksa hiç olup gidiyorlar, zamanın geri gelmeyen yankısız sesi içinde.

Kayboluşlar çağı diyorum yaşadığım şu zamana. Kum gibi avucumuzdan kayıp gidiyor ve biz sahipsiz kalakalıyoruz yitip gidenlerin arasında. İnsan geçmişe mi geleceğe mi şimdiye mi aittir? Belki hepsi belki hiç birine. Pek çok kişiye göre geçmiş zaman umutlardan büyük olmamalıdır. Bir çeşit pranga gibi dolanmasın ayaklarımıza, sanki bir gün geçmiş zamanın içinde kaybolmaya yüz tutmayacakmış gibi o büyük umutlar. Yazmak unutulmuşluğa, estetik bir çelme takış gibi gelir bana. Ve varlıklarıyla kalbimizde yer edebilmişleri yazmak onlara karşı bir vefa borcudur benim için. Unutulmasın iyi insanlar, bir çocuğun kalbini kazanabilecek kadar naif, duyarlı olabilmek büyük hünerdir. Ve böyle insanların var olduğunu, sanal figürlerle yaşayan çocuklara sahici kahramanları anlatmak gerekiyor.

İmroz'da doğup büyümüş bir Rum çocuğu olarak doğan Dr. Foka her şeyden önce insan olarak, çocukluk hatıralarımın en kıymetli yerinde durur. Hükümet tabibiyken 1963 Kıbrıs savaşı bahanesiyle görevden alınır da doğduğu yerden ayrılmamak için istifa eder görevinden. Ama doktorluğu bırakmaz.1974 Kıbrıs Barış Harekâtı zamanında da, herkesler İmroz'dan, yerinden yurdundan kaçıp giderken o Rum, Türk, çocuk, yetişkin demeden, gece gündüz kapısını çalan hastalarına yardım etmeye devam eder.

Aslında Tıp Fakültesini 1940-1944 yılları arasında Atina'da okumuştur. Bir gün Yunan partizanları kentin içinde iki Alman askerini öldürürler. Ve Almanlar sokaktaki tüm erkekleri tek tek duvara dizerek kimlik kontrolü yaparlar. Doktor Foka 'ya sıra geldiğinde Türk pasaportunu gösterince Onu kenara çekip diğerlerini kurşuna dizerler. Yaşamını kurtaran o pasaporta olan vefa borcunu İmroz'u hiçbir koşulda terk etmeme sadakatini göstererek ödemeye çalışır. Hem de vicdanını ölene dek tam da kalbinin ortasında taşıyarak.
Her hastalıkta doğru teşhis ve tedaviyi uygulayan, önce insan olan çok değerli bir hekimdi. Doktor Foka'nın evinde Türk Tabipler Birliği Başkan Prof. Dr. Nusret Fişek'in takdir teşekkür belgesi çerçevelenmiş olarak asılıydı ve o belge hekimlik anlamında meslek örgütünün önemli bir saygı ifadesidir.

Evlerimize kadar gelip şişmiş boğazlarımıza, ateşli alınlarımıza çare olacak şurupları yazan, bizi hem bedenen hem kalben iyileştiren hekimlerdendi. Bu tedaviler, bakımlar sırasında para konuşulduğunu hiç anımsamam.

O öldükten yıllar sonra yalnız kalan eşi, o sohbetlerin, dostlukların bol olduğu evlerinde yazları adaya Atina'dan tek başına geldiğinde, mutlaka uğrar hatırını sorardık. Sevgi ve hürmetle karşılandığımız her görüşme, evdeki hüznün daha da çoğaldığını hissettirirdi bana. Duvarda asılı Doktor Foka'nın askerlik fotoğrafını her gördüğümde içim sızlardı. İyi insanlar yıllar geçse de başkalarında böyle izler bırakıyorlar.

İçimden, "Şimdi sağ olsaydı belki kalbimdeki sızı için de bir şurup yazardı" diyorum kendi kendime. Biz devlet politikalarının çok üstünde azınlık kavramlarını hiç öğrenmeden, sadece adanın bize armağanı olan paylaşıp çoğalarak büyüdük. Çünkü ortak olan tek şey erdemlerdir. İnsan olmanın, birlikte barış içinde yaşamanın kökeni erdemli insanlarla yaşamaktır. Ve iyi insanlar hep "azınlık"tır bu dünyada.

Aynı adadayız. Doğduğu ve öldüğü topraklarda. Onun ruhu karışıyor kelimelerimin arasına. Buna seviniyorum. İnsan öldüğünde değil, hatırlanmayınca Hades'in ölüler dünyasına giriyor. Orası yakışmıyor Doktor Foka'ya. En yakışan onu sevenlerinin kalbi diyorum içimden. İyi insanlar nedense erkenden terk ediyor bizleri. İçimde bir eksiklik duygusu kalıyor nedense. Anılarımın, hayallerinden büyük olmasını seviyorum. Doktor Foka belki de benim kalbimde bu kadar büyük bir anıya sahip olduğunu bilmiyordu bile. Ama ben biliyorum. Kimde nasıl bir anı olarak kalınır biliyorum. Hayat en azından bu güzel şeyi öğretti bana. Onun için anılarım, anı olarak kalacaklarım, anısı olacaklarım her zaman çok daha kıymetli, ihtimaller ve hep pembe renkler içeren yanıltıcı hayallerden. Çünkü anılar daha sahici yarından.

Yazmak, o bulanık yaşamın üstünü kelimelerle örüp, görünmeyeni görünür kılar. İçimde görünmeden saklanmıştı bu güne kadar sevgili Doktor Foka. Artık görünüyor değil mi?
Belki de aslında içimdeki saklanmışları yazarak kendimi görünür kılıyorumdur.

Rodin'in dediği gibidir belki de "Heykeller taşın içinde var. Ben sadece fazlalıkları atıyorum."

Ruhumu yontarken, içimdekileri yazıyorumdur belki de kim bilir? Çünkü söz, duvara gerilmiş bütün motifleri açıkça görülen, duvara gerilmiş halıya benzer.

İyi ki adada doğmuşum ve iyi ki Doktor Foka gibi iyi insanların içinde çocuk olmuşum. Yoksa bugünlerimizin soylu yalnızlıklarını kimlerle doldururduk?

Yoksa duvara gerilecek sözden bir halım bile olamazdı, hem de motifsiz.