Hekimler bize nasıl iyi gelir?

Belgin ÖNAL 08 Eylül 2020 Salı, 23:17

Hekimlik hem konuya hâkim olmayı hem de erdemli olmayı içeren bilgelik dolu bir kavramdır ve İmroz'daki çocukluğumun güzel anılarının en kıymetli yerinde bütün asaletiyle duran Dr. Foka ile biçimlenmiştir.

Ben önce insan olan Dr. Foka ile tanıştım ilk olarak bir hekimle. Şişen boğazlarımıza, düşmeyen ateşlerimize ve evimize gelip her şeyden önce ruhumuzu tedavi eden hekimle karşılaşmam çocukluğumdan başlar. Sonraları bunun bedelini, herkesi öyle zannederek ödemenin verdiği hatalarla ödemiş olsam da böyle insanlar vardır ve unutulmamalıdır.

Çünkü insana doğduğunda sadece ölümün sözü verilmiştir, mutluluk, sağlık, huzur gibi kavramlar olmayanların arayışlarıdır bilirim. Hayat böyledir. Ölümlü doğmuşuzdur, ölümlüler doğurmuşuzdur. "Doğumla ölüm başlar son günümüz ilkinin sonucudur: ... çokluğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır .Her gün gittiğiniz yere hiçbir gün varmayacağınızı mı sanıyorsunuz? ... Yorgunluğu yapan son adım değildir son adımda yorgunluk yalnızca ortaya çıkar. Bütün günler ölüme gider son gün varır..." der Montaigne.

Bu gerçeği bilmemize rağmen "Hiç ölmeyecekmiş gibi arsız bir hırs ve tutkuyla yaşamaya nasıl utanmadan devam edebiliriz?" sorusu en önemli felsefe sorularından birisi olarak karşıma çıkar. Sevgidir olsa olsa der içim. Halden anlayarak sevebilme. Yaşamın bükemediğimiz elini öperken bizi onurlu ve ayakta tutacak tek şey sevgi ve erdem dolu bir kalple yaşamayı başarabilmektir. Erdem ise her durumda iyiye yönelmedir, o "iyi" ne ise.

Ben hastalığımla uğraşırken belki çok şanssız ve yorgundum ama kendi alanlarında en insani, erdemlerini kaybetmeden tüm bilgi ve donanımlarıyla, gönül gözlerini kaybetmeden kararlar alıp, tedavi edebilen hekimlerle karşılaşmış olmam belki de Dr. Foka'nın çocukluğumda alnıma ateşimi ölçerken sakladığı biz izdir. Kendi aklımca güç bulduğum hikâyeler uyduran aklımın keyifli bir oyunu olarak düşünürüm bunu.

Kolay değildir hastalıklar. Hekimler size yeni bir ömür de veremezler. Ama sizinle beraber yürüdüklerini, omuzlarınıza konan dostane ellerinden, aralarında sizin haberiniz dahi olmadan ve sonradan öğrendiğiniz tahlil ve ameliyat sonuçlarınızı takip etmelerinden, bürokrasinin ve onları sizden çok yoran, bıktıran sisteme rağmen ellerinden gelen tüm kolaylaştırıcı, anlayış dolu çözümlerine tanık olmaktan yükünüzün hafiflediğini hissedersiniz.

Gölgenizin bile güneş olmadığında sizi bırakmasına rağmen sizi hücre hücre inceleyip güzel günler yaşamanız için çabalarıyla sizi bırakmadıklarına tanık olmanız sizi iyileştirmeye başlar.

Sonuç ne olur kimse bilmez. Ama iyi ve bilgilerine, önerdikleri tedavilerine güven duyacağınız insanlarla birlikte olduğunuzu bilirsiniz. İçiniz en azından bu konuda rahattır ve bir hastaya bunu hissettirmek büyük hünerdir.

Hasta hekim hiyerarşisinin yerini sizi bir özne, hakları olan kişi olarak algılayan ve size karşı sorumluluklarını tüm güçleri, yorgunluklarına rağmen esirgemeyen o iyi insanlara bir kez daha minnettar olursunuz. Bu şansı yakalayamayan diğer hastalar için bir yazı yazmaktan başka elinizden bir şey gelmez ve hep yaptığınız gibi kelimelerin gücüne sığınır onları görünür kılmaya çalışırsınız.

"Fransız düşünür Saint Simon'un öğrencileri, insanların birbirlerine muhtaç olduklarını göstermek için düğmeleri sırtında olan ceketler giyerlermiş." Suç adalet hastalar sağlık sistemini yaratır yaşamın diyalektiği budur ancak muhtaçlığın onurla ilgisi unutulmamalıdır yine de.  Çünkü hiçbirimiz doğmuş olmanın yükünü tek başına taşıyamayız.

Doç. Dr. Hüseyin Melek (Göğüs Cerrahisi), Prof. Dr. Ender Kurt (Tıbbi Onkoloji), Op. Dr. Ceyhun İrgil (Genel Cerrahi), Op. Dr. Can Başaran (Genel Cerrahi), Nuray İpek (Radyolog), Uzm. Dr. Serdar Almacıoğlu, Op. Dr. Şükrü Okan Kaylar (Kadın Hastalıkları ve Doğum)

Bu bir reklam değildir ve bir hastanın erken teşhis, tanı ve tedavi için vakit kaybetmeden ulaşabilecekleri en doğru adreslerdir.

Çünkü zaman Herakleitos'un "Bir nehirde iki kez yıkanılmaz." dediği gibi durdurulamayan hep ileriye akan bir süreçtir ve o ileride bizi doğduğumuz an ölüm bekler. Hasta olanlar ise o son adıma en yakın olanlardır ve bu nedenle o nehirden en hızlıca geçmek zorunda kalanlardır. İyi insanların olmadığı bir dünyada iyi doktorlara denk gelmek ise büyük şanstır.

Kimiyle Alman Tarihini, kimiyle Nietzsche'yi, kimiyle sosyal sistemleri ya da çok sevdiğiniz çocukluk adanızı konuşurken bulursunuz kendinizi hastalığınızın yerine. Bu insani ve eşit bir ilişkinin, derinlikli paylaşımın resmidir bilirsiniz. Bunun ilaçlardan daha etkili bir iyileştirme yöntemi olduğunu anlarsınız.

Kendi sağlığıyla ilgili tüm kararların kişiye ait olması, özne olarak özgürlüğünün bir parçası olarak kabul edilmesi kişi olmaktan kaynaklanan haklardan biridir. Birey olarak, kendiyle ilgili karar alma özgürlüğü, onun özerkliğidir.

Yararlı olmak, zarar vermemenin alt başlığıdır. Zarar vermeme noktasından sonra yararlı olma durumu başlayabilir. O yüzdendir ki yarar sağlama, zarar vermemenin türevidir, zarar vermemenin kaynağı, iyinin ödevidir ve iyinin ödevi ise iyi niyet sonucudur ve bu Kant'ın iyiyi istemesini akla getirir.

Tıbbî karara hastanın katılmasında sorun ölçütler konusunda ortaya çıkar. Hasta hangi durumlarda hekimin kararına karışmamalıdır? Ne ölçüde fikir beyan etmelidir? Her durumda istekleri kabul görmek zorunda mıdır? Hekimin bu konudaki etik yükümlülükleri nelerdir? Bütün bu sorularımın yanıtlarını bana sabır, içtenlik ve nezaketle veren hekimlerime tekrar teşekkür ederim.

Ondan daha güçlü kelimeleri bulamadığımdan, en sevdiğim doktorlarıma ancak en sevdiğim yazarımın "Kucaklaşmanın Kitabı"ndan "Bir inanç tazelemesi" alıntısıyla teşekkür edebilirim.

"Kişi ne denli incinmiş ve yıkılmış olursa olsun, zamanın herhangi bir noktasında, uzamın herhangi bir yerinde kendisiyle çağdaş olan kimseler bulabilir. Ve bu gerçekleştiği zaman, gerçekleştiği süre boyunca kişi şanslıdır, çünkü kendi kendisinin, evrenin uçsuz bucaksız yalnızlığı içinde "bir şey" olduğunu hisseder: bir toz zerresinin, uçup gidici bir ânın ötesinde bir şey olduğunu." EduardoGaleano

Yaşamın, insanların, mutluluk ve mutsuzluğun, hastalığın ve hatta ölümün bizi çaresiz bıraktığı o "an" lara rağmen " bir şey" olduğumu hissettiren doktorlarıma sonsuz saygıyla...