Edebiyat felsefe bağlamı

Belgin ÖNAL 22 Kasım 2019 Cuma, 10:02

"Özgürlüğü alınan çocuğa, yetişkin derler." dizesini yazar Özdemir Asaf. Tam da bizi bize anlatır. Felsefecilerin derdini şiirleştirir. Peki, o çok arayıp ulaşamadığımız, ulaştığımızı zannedip elimizden kaçırıverdiğimiz özgürlük nedir? "Yetişmiş olamama" hali nasıl bir haldir? Onca yetişmişler ulaşamamış olmalılar ki,  hala böyle hasrete dönüşmüş bir arayışımız devam etmektedir.

Yazanlar kader ve kederleri dilediklerince kurgularken belki de bizi özgürleştirecek olan, Tanrı'nın elinin değemediği yer edebiyattır.          

"Nereye gidersem gideyim - ki onun gittiği yer bilinçaltı diye biliriz - benden önce bir şairin oraya gittiğini görüyorum." diyor Freud.

Şairlerin, edebiyatçıların hayal, düşünce güçlerinin, yazma becerilerinin, felsefenin uğraşı alanı kabul edilen evrensel değerlere ulaşacak derinlikte olduklarının en güzel ifadesidir bu cümle. Edebiyatta anlatılanların, anlatanı ve okuyanı birleştiren ortak payda yaratma hüneri vardır.

Keder, acı, sevinç, özlem, haksızlık, mutsuzluk, mutluluk gibi duygudaşlık kurabildiğimiz edebi metinler bizim yalnızlığımızın ilacıdır. Okuduklarımızla özdeşlik kurar, oradaki olay ve kahramanla kendimizi bir tutarız çoğu zaman. Günahlarla, iyiliklerle dolu dünya da nerede durmamız gerektiğini bize sorgulatan metinler, okuma bittikten sonra kalbimizde devam eden metinler en kıymetlileridir.

Yaşamın her şeye rağmen devam ediyor oluşunu hatırlatır bize. Ete kemiğe bürünmüş kalemin yazdıklarını hemen tanıyıveririz karşımıza çıktıklarında ya da aynaya baktığımız da. Okurken kabuğunu soya soya özüne indiğimiz metinler bizde şu hissi yaratır. "Terk edildiğimiz dünyadaki sefil yalnızlığımız, bizi edebiyatın ve felsefenin tesellisine bırakır." Tam da o anda sorularımızla felsefede, kurguladığımız yanıtlarımızla edebiyatın kucağındayızdır.

Bütün yeni eserler, geçmişe gömdüklerimizin arasından çıkıp gelir. Yeni, eskiyi öldürürken ondan can alır. Ve çağ, bu sağlamayı en acımasız yapandır. Çünkü öldü sandıklarımızın arasında hala nefes alan ve okuyana yeni nefesler veren ölümsüz eserler vardır hala.

Edebiyat mı felsefeyi besler, felsefe mi edebiyatı diri tutar?

Güçlü edebi metinler geleneği kıpırdatan, ters yüz eden, felsefenin gücüyle bütün kurguları tepetaklak edendir. Sanatçının dünya görüşüyle, sanatçıyı pek de birbirinden ayıramayız. Yazarken her yerdedir ama görünmeyendir de. Kaybolarak var olur satır aralarında. Neredeyse susarak yazar. Öyle kolay ipuçları bırakmadan. Çünkü yaratıcı okur yaratmak, bir eser yaratmak kadar zor bir iştir. Sorgulayan, düşünen, felsefenin soğuk sularına dalan okuyucuyu hak eder güçlü bir edebi metin.

Her çağın yazarı olarak kalmak, ortak evrensel değerlere, insanı insan yapan öze, varlığın var oluşuna dokunmakla mümkündür. Hem akıl hem duygu hem estetik bir arada birlikte başarırlar bunu. Bunu en sevdiğim William Butler Yeats şiiriyle örneklemek en uygunu sanırım.

"Benim olsaydılar altın ve gümüş ışığın/İşlemesiyle nakışlı göğün örtüleri,/Gece ve aydınlığın ve alaca ışığın/Mavi renkli ve solgun ve koyu örtüleri,/Onları ayaklarının altına sererdim;/Yoksulum fakat, sahibim yalnız düşlerime;/Ayaklarının altına düşlerimi serdim,/Üzerindesin zira usul bas düşlerime".

Değer duygusunu, sevgiyi, ince bir zevk ve insanın felsefi çaresizliğini ancak böylesi duyarlı bir kalem dile getirebilirdi.

Her dilde ve her kalpte aynı ince sızıdır belki de edebiyat. Ve her ülkenin kendi sızılarına göre biçimlenir biraz da yani ortak insan sızılarına. Hem şimdiyi hem geleceği taşıyarak yazmak edebiyatçının felsefi derinliğini gerekli kılar.

Bunun için çocuklarımıza edebiyat üzerinden felsefe çalışmaları yapıyoruz. İnsana yaraşır bir naiflikle, dünyayla kurduğu bağda sevgiyle, değer bilgisiyle ve kimseyi incitmeden yaşamayı öğretebilmek için.

Çünkü Sylvia Plath bizim ağır sorumluluğumuzu "Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var./Bir sözün veya bir dokunuşun." sözüyle dile getirmiş zaten. O bedeli ödemeye razı olanlar felsefe yapmalı ya da edebiyatla uğraşmalı.

Sylvia Plath bir söyleşide şöyle ifade eder, "Neden yazı yazdığımı mı soruyorsunuz bana? Zevk mi alıyorum? Değer mi? peki para kazandırır mı? Öyleyse bir nedeni var mı?... Yazıyorum çünkü içimde susturamadığım bir ses var..."

İşte ele aldığımız bütün o metinlerle, çocuklarımıza o sesi duyurmak istiyoruz. Çünkü susturulamayan seslerin içinde saklı felsefe.