"Barış" hangi babanın çocuğudur?

Belgin ÖNAL 01 Eylül 2019 Pazar, 11:06

Biz insanoğulları ya da insan olamayanları, hangi babanın gizleriyle doğduk? Ölümlüler olarak doğduk ve katiller doğurduk. Bunca cinayet, katliam, saldırı, başkalarının canına kasteden insanlar bir yerlerden gelmiş olmalı. İnsanı yonttukça içinden canavar çıkıyor. Sıradan insan zekâsının algılayamayacağı, birazcık merhamet taşıyan bir kalbin bilemeyeceği kadar kötülük nereden besleniyor?

"... kırılmış kibir, saklanmış haset, babalarınızın kibri ve hasedi belki: alev ve intikam çılgınlığı gibi bunlar kopup çıkar içinizden" der Nietzsche, Zerdüşt'ünde. "Babanın gizlediği şey oğulda ortaya çıkar" der ve ekler  "Çok kez babanın açıklanmış sırrını buldum ben oğulda."

Kurşunlar, tehditler geçiyor barışın kalbinden. Bir kuşlar geçemiyor delik kanatlarıyla. Çocuklar ölüyor uçurtmaları gökyüzünde, tadılmamış şekerleri ceplerinde. Kadınlar öldürülüyor yaşanmamışlıkları gözlerinde sevgiyi öğrenmeden. Kızlar satılıyor bir günlüğe güzel bir anı yazıp, bir kitabın içinde bir gül saklayamadan. Erkek çocukların kalem tutmayı yeni bırakmış parmaklarını kaybediyorlar ne için savaştıklarını bilmedikleri çatışma kurşunlarıyla.

Evlerimizi, sokaklarımızı mezar yaptık, insanları birbirine düşman. Kimiz biz? Başarılarımız, insanlık! tarihimiz savaşlardan ibaret. Övünelim. Ecele iş bırakmayacak kadar eli çabuk cellatlar olarak yazalım bir kez daha kaderi.

Evlerimizi, sokaklarımızı mezar yaptık. İnsanları birbirine düşman. Kimiz biz? Başarılarımız, insanlık! tarihimiz savaşlardan ibaret. Övünelim. Ecele iş bırakmayacak kadar eli çabuk cellatla.

"Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri" kitabında Eduardo Galeano şöyle anlatır;

''O yıl Guatemala'da resmi olarak 'barış yılı' ilan edilmişti. Ancak artık hiç kimse Gualan bölgesinde balık avlamıyordu, çünkü ağlara insan bedenleri takılıyordu. Gel-git bugün insan parçalarını Plata Nehri'nin kıyılarına geri taşıyor. On yıl önce cesetler Montagua Nehri'nin sularında ortaya çıkıyor ya da yol kenarlarında bulunuyordu: Hatları belirsiz o yüzlerin kimlikleri asla saptanamayacaktı. Tehditlerin ardından kaçırmalar, bombalamalar, işkenceler ve cinayetler geliyordu. 'Muzaffer Guatemala Ordusu' ile birlikte hareket ettiğini ilan eden NOA (Yeni Antikomünist Örgüt), düşmanlarının dillerini koparıp sol ellerini kesiyordu. Polisin sahasında faaliyet gösteren MANO (Örgütlü Nasyonal Antikomünist Hareket), kurbanlarının kapılarını siyah çarpıyla işaretliyordu."

Savaşın içine sıkışmış barışlardan, öfkeli bir kocanın merhametine kalmış kadınlardan, ruhunu kirletmeden kalabilmek için çırpınan çocuklardan, ölmemek için bir başkasından yaşam dilenen insanlardan söz ediyoruz. Kimiz biz?

Bu sorunun cevabını diz çökerek bulamayacağımızı anlamış olmalıyız artık. Sefil bir doğamız olduğu muhakkak, dünyanın haline bakarsak. Lanetli bir babanın çocuklarıyız belli ki. Çünkü bu dünya bizden sorulur. Yarattıklarımız, yaptıklarımız ve yapamadıklarımızla. "İnsan ırkının eğitimini sanki bu güne kadar gardiyanlar ve cellatlar yönetmiş gibi görünüyor." diyor Nietzsche. Bu düşüncenin aksine inanmak mümkün değil insanlığın halini gördükçe. İktidar sahipleri, gücü elinde bulunduranlar, gözleri doymayanlara yetmez bu dünya. Eduardo Galeano ve" Kucaklaşmanın Kitabı"  gelir aklımıza bu noktada.

"Görevliler, görevini yapmaz.

Politikacılar, konuşur ama hiçbir şey söylemezler.

Seçmenler, oy kullanır ama seçemezler.

Bilgilendirme medyası bilgilendirmez.

Okullar cahillik öğretir.

Yargıçlar, kurbanları cezalandırır.

Ordular, kendi vatandaşlarıyla savaşır.

Polisler, suç işlemekten, suçla savaşmaya zaman bulamaz.

Kârlar özelleştirilirken iflaslar kamulaştırılır.

Para, insandan özgürdür..."

Yazmanın bir mutsuzluk uğraşı olduğunu bilerek kelimelere sığınıyorum. Bunca çirkinliği örtecek sözler bulmaya gidiyorum. Barışı sevmek dışında bulabildiğim hiçbir şey olmuyor. Haklar, özgürlükler, eşitlik ve bunu koruyacak adil bir sistem olmadan, kullar değil insan olarak varlığımız olmadan da barış olmuyor. Bu bilinci yaratacak, insan değerini kavratacak bir eğitimin ne kadar gerekli olduğunu görmemek körlüğü seçmek olur.

Ve Rilke benden çok daha önce en güzelinden söylüyor içimden geçenleri. "İnsanların çoğu, yaşanmamış bir hayattan ölüyor aslında."