Ada Vapuru

Belgin ÖNAL 26 Mayıs 2019 Pazar, 00:39

"Derler adadakiler, / Şu gemi bir gün gelse / Gitsek buradan öte, / Nereye gideceksek / Bilseler; / Gemiler de bir adayı düşünür." Özdemir Asaf

Denizlerin sırdaşı, adaların gizli aşığı, yunusların oyun arkadaşı, martıların oynaşı, ada sevdalılarının vazgeçilmezi vapurlar.

Her tarafı denizlerle çevrili olan ada değil vapurdur aslında. Ona karadan, maviden, mercandan, bulutlardan haber taşıyıp tatlı tatlı dertleşmesi hep adanın yalnızlığına ortak olmak istemesindendir. Yalnızlık ikiden oluştuğunu bilir vapur.

Çünkü bir yalnızın halini ancak limana demirlenmiş gecenin sessizliğindeki bir vapur anlayabilir ancak.

O ıssızlığın ne çekilmez bir hal olduğunu, çapası paslı demirle kuma gömülü zamansız bekleyişindeyken, içinde koşturan çocuk seslerinin, birbirlerinin omuzuna baş vermiş sevgililerin, arabayla itiş kakış yel yeperek yelken kürek telaşla vapura yetişenlerin, martılara simit taşıyanların huzurundan mahrum kalmanın ne demek olduğunu bilir.

Sıcak çay ve tost kokularının içinden geçen insan suretlerinin ayrı adımlarla binseler de aslında aynı yere gittiklerini bilir içten içe.

Yorgun, büyük şehrin bıkkın insanlarının bir adada ruhlarıyla karşılaşmaya, kendilerini bulmaya, o yıldızlı geceye bakıp kendi hayatlarının pusulasını aramaya gittiklerini, her şeyi görür.

Kelimelerin yetmediğini çoktan öğrenmiş yaşlı bilge gibi susarak konuşur Ada Vapuru. Bazı anlar susmaktan yapılmışlardır yok olmamak için. Onu ancak anakarada yaşamaktan boğulanlar, ruhlarına tuz karışmış olanlar işitebilir. Zaten kelimeler susmaktan yapılmamışlar mıdır en çok? Şair İbn-i Abdul en güzel kasidelerini dili kesildikten sonra yazmamış mıdır?

Ada vapuru herkesi aynı rüzgârda savrulan saçlarla, oturulan aynı koltuklarla, içilen aynı bardaktaki çaylarla, aynı yöne giden insanların aynı çaresizliklerinden arınmak için bindikleri o yorgun gövdesinde eşitler.

Son model arabayla binen de, karpuz taşıyan kamyon şoförü de, memuru, müdürü, bürokratı, işçisi, aşçısı da aynı vapurdadır artık.

Bütün sınıfsal ayrımlar martıların kanatlarında, güvertenin ferahlatan esintisinde, adaya ayak basacak olmanın heyecanında, her şeyden uzak, topraktan kopmuş, özgür ruhuyla bir başına yaşamayı göze almış adanın cesaretine duyulan merakta yok olup gider.

Herkes aynı olur orada. Rum'u, Türk'ü, Kürt'ü, Laz'ı, inançlısı, inançsızı. Sonradan uydurulmuş bütün sıfatlardan arınmaya başlar yolcular Ada Vapuru'nda.

O sadece denizi yara yara, mavi sularda bembeyaz köpükler yaratarak yalnız yaşamayı öğrenmiş ve sevgiden başka hiçbir duyguya teslim olmayan bir başınalığıyla mağrur adasına kavuşma telaşındadır.

İslomania kavramı ilk olarak bir İngiliz yazarı olan Lawrence Durrell'in "Reflections on a Marine Venüs" kitabında kullanılır. Bir adada, denizle çevrili küçük bir dünyada olduğunu bilmek ve bundan zevk almak, dışarıya kapanmış, zamansız bir durgunluk, var olmanın dayanılmaz sessizliği halidir bu. Ada vapurunun en sevdiği şey, kendilerini dünyanın merkezi olduğunu zannedenlerin orada sadece sıradan ölümlü insanlar olduklarını fark ettikleri andır.

Filikaları, merdivenleri, güvertesi, küpeştesi, kaptan köşkü, arşıpeli, rotası vapurun bütün yorgunluğu adanın limanında dinlenir.

Halatlar limana bağlanıp bütün yolcular inip ada ve vapur baş başa kaldıklarında, birbirlerine kavuştuklarında dilsiz bir sohbet başlar aralarında kimsenin anlamadığı. Anakara Adanın kökleridir. Ve kökler hep fısıldar sessizce "Benden uzaklaşırsan yok olursun" Vapur bilir bunu. Ama söylemez. Çünkü sevmek özlemeye dâhildir ve ayrılıklar bunun içindir. Geri dönülmek, yeniden yeniden kavuşabilmek içindir. Gece ve ay tanıktır sadece olanlara. Ve belki de denizde yaşasa da yüzmeyi öğrenememiş yengeçler, kayalara tutunmuş yeşil yosunlar, kumların içinde yaşayan balıklar, elleri nasırlı balıkçılar da bilir.

Deniz Ada gibi kocaman bilinmeyendir. Sırlarla dolu olandır. Ada Vapuru onların arkadaşı, sırdaşı, sevdalısıdır. Ve ıssız bir adaya düştüğünüzde yanınıza alacağınız üş şey; kendiniz, ruhunuz ve hayallerinizdir.

Tolstoy'un dediği gibi "Seven bir kişidir. Öteki ise sevilmesine izin verir." Ada izin veren taraftır her zaman. Yoksa ada denizle, havayla anlaşıp rüzgâr, fırtına izin vermez vapurun yanaşmasına ve geri döner vapur başı önde bazen de. Çünkü Adanın karşı konulmaz bir çekiciliği vardır ve bunu ancak adada doğmuş, büyümüş olanlar ta içlerinde hissederler.

Sadece yürekten ödenmiş acılar gerçektir ve adanın kışın en huysuz zamanlarını çeken onu gerçekten seven adalılar ve Ada Vapuru bu acıyı ödemiş olanlardır.

Küçük bir adada yaşamanın ruhlarını bir heykel yontusunun inceliğiyle biçimlendiğini düşünenler olduğu gibi, Atlantis soyundan geldikleri de rivayet edilir.

Ve Ada Vapuru Ada'dan düşüp denizde kaybolan bir denizyıldızını yakamozların ışığında arar durur yıllarca.