Ağacın belleği

Belgin ÖNAL 13 Haziran 2017 Salı, 03:03

Bazen göç eden kuşları, kırılan kalpleri, geciken sevgileri de biriktirmek demekmiş ağaç olmak.

Çünkü yaşamak, bunların hepsi demekmiş.

Ağaçlar gizli tarih yazıcılarıymış bir anlamda. Hem rüzgârı dinler, geceleri ayla sohbet eder, dallarındaki kuş cıvıltılarıyla dans ederlerken bir yandan da gövdelerine saklanan böceklerin, köklerinden dallarına kadar taşıdıkları toprağın kokusunu da gizlerlermiş.

Saklayıcı, gizleyici, sessiz biriktiricilermiş ağaçlar. Çınar, ladin, köknar, zeytin, selvi pek çok ağaç, sadece kendilerinin duyabildikleri dillerde konuşurlarmış yalnızca.

Ormancılar geldiklerinde iyice suskunlaşır hangisinin gövdesinde sakladığı anıları açığa çıkaracak diye bekleşip dururlarmış öylece.

Ellerinde hızar, elektrikli testere gibi kesicilerle gelen ormancılar seçtikleri ağaçları gövdelerinden keserken, başları köklerinin önüne inermiş kırık dallarıyla beraber.

Hem utanç, hem yok oluş, hem çersizlik içinde yere yuvarlanırlarmış sonunda.

Gövdelerinde sakladıkları halkalar yaşadıkları yılların, acıların, kederlerin, sevinçlerin çizgileriymiş.

Saydıkça bitmeyen, bitmeyen yıllarıyla dimdik göğe doğru uzanabilen ağaç en uzun yaşayanlar arasında oluyormuş ağaçların dünyasında.

Çok yaşamakla çok bilmek aynı zamanda çok sevmek ve gülmek değilmiş aslında. Hüzünlerden, ayrılıklardan, kırgınlıklardan sonra da hala ayakta kalabilmeyi başarabilen, güçlü ağaçların gövdelerinde halkalar oluşmaya başlarmış anca.

Çünkü yaşamak, her şeye rağmen var olmaya çalışmak demekmiş.

Yaşamda ölümler olsa da bir ağaç olabilmek, arkadaşı kuşların dallarına konamayacağını bile bile rüzgârla oynamaya devam edebilme cesareti gösterebilmek demekmiş.

Ormancılara, kara, kışa, yaza, bahara, zamana, kesilen ağaçların yerine dikilen koca koca binalara rağmen içindeki çizgileri korumaya, çoğaltmaya çalışmak en birinci ağaçların ağaç olma görevleriymiş.

Yoksa arılara, rüzgârlara, kuşlara, börtü böceklere, köklerinde arada bir ortaya çıkan mantarlara verdikleri sözleri tutamaz olurlarmış.

Çünkü yaşam, ölüme ve yok oluşa karşı verilmiş bir sözle başlarmış her zaman.

Kuşları bazen gökyüzüne bile bırakıp gidemezmiş ağaçlar. Gitmek istemezlermiş. Çünkü gökyüzü herkesinmiş. Gitmek, vazgeçmek demekmiş.

Ağaçlar kökleriyle toprağa dost içlerinde yaşlarını, yaşadıklarını saklayan halkalarının sonu gelmesin isterlermiş. En çok halkası olanın ormanda en çok sözü dinlenen, masalları çok olan ağaç olduğunu hepsi bilirmiş.

Her ağaç, masal anlatma sırasını beklermiş sessizce. Kışın kara, dona, doluya, buza; yazın susuzluğa, yakıcı sıcağa dayanarak birike birike bekleşirlermiş.

Çünkü masallarda ağaçları ayakta tutan, köklerine güçlendiren, topraklarını besleyen sırlar saklıymış.

Her halka gizli bir kalp atışını simgelermiş. Bunlarla ağaçlar dünyayı güzelleştirir, kuşlara yuva insanlara gölge olup doğanın en güçlü dallarıyla gökyüzüne doğru mutlu dans etmeyi başarabilirlermiş.

Yoksa neden var olmuş ya da ölümsüz olmuş olsunlar ki?