Hayat bir proje mi, yoksa bir süreç midir?

Aysun YILMAZLAR 06 Ocak 2021 Çarşamba, 00:52

Son günlerde aldığım bir eğitim programında "proje" konusu konuşulurken eğitici ile katılımcılar arasında ister istemez bir tartışma başladı:

Hayat bir proje mi, yoksa bir süreç midir?

Kalite ve yalın ile uğraşan kişi olarak konu üzerinde durmak istedim.

Süreç, sağlık sektöründe, sağlıkta kalite ve yalın çalışmalarında çok kullandığımız bir kelimedir. Olay ya da olayların, iş ya da işlemlerin başlangıcından sonuna kadar düzenli olarak birbirini izleyen adımların oluşmasıdır. Kimi düşünürlere göre ise evren akan bir süreçtir. Süreç kavramını, "Girdileri olan, bunlara değer kazandıran ve sonucunda çıktı elde edilen faaliyetler serisi veya aktiviteler" olarak tanımlamak da mümkündür. Süreç; belirli bir çıktı, ürün ya da hizmet elde etmek için birbirleriyle etkileşim içinde bulunan insan, malzeme, ekipman, yöntem ve çevreden oluşur.

Süreç böyle iken peki proje nedir?

Sağlık alanında ise pek çok amaçla projeler gerçekleştirdik. Bir merak veya ilham ile  projeler yaptığımız gibi; eğitim, kariyer, ödül, yarışma, ödev gibi pek çok nedenlerle projeler gerçekleştirdik. Hatta "iyinin de iyisi vardır" felsefesini güden yalın düşünce ile pek çok projelere imza attık. Proje, bir probleme çözüm bulma ya da beliren bir fırsatı değerlendirmeye yönelik, bir ekibin, başlangıcı ve bitişi belirli bir süre ve sınırlı bir finansman dahilinde, birtakım kaynaklar kullanarak, müşteri memnuniyetini ve kaliteyi göz önünde bulundururken olası riskleri yönetmek şartıyla, tanımlanmış bir kapsama uygun amaç ve hedefler doğrultusunda özgün bir planı başlatma, yürütme, kontrol etme ve sonuca bağlama sürecidir.

Tekrar düşünelim: Hayat bir proje mi, yoksa bir süreç midir?

Evet, hayatın bir başı ve sonu var, aynı süreç ve projede olduğu gibi. Hayatın sorumlusu var, aynı süreç ve projede olduğu gibi. Hayatın birbirini takip eden adımlardan oluşan bir akışı var, aynı süreç ve projede olduğu gibi. Yani birbirine çok benziyor.

Hayatın anlamını açıklayan 8 felsefi görüşe yer vermeden geçemeyeceğim:

Platon'a göre: Platon, bilginin insanı erdeme ulaştıran en önemli araç olduğuna inanıyordu. O yüzden Platon'a göre, hayatın anlamının "Daha çok öğrenmek" olduğunu söyleyebiliriz. Hatta, Platon demokrasinin de eğitimin bir ürünü olduğuna inanıyordu. Eğitimsiz halkların demokrasiyle başa çıkamayacağını, zamanla demokrasinin bir oligarşiye döneceğini ve bilgisiz halkları yanlış bilgiyle donatan demagogların türeyeceğini ve bunun da diktatörlerin yolunu açacağını belirtmiştir.

Aristo'ya göre: İnsanı diğer varlıklardan ayıran bir etik yaklaşımı olmalıydı, çünkü Aristo'nun öğretisinde insan, "mantıklı (rasyonel)" bir varlıktı. Aristo, bu etik değerlerin de insanı iyi olmaya yönlendireceğine inanıyordu. Yani, Aristo'ya göre insan hayatının nihai amacının "iyi olmak" olduğunu söyleyebiliriz.

Kinizm (Cynicism): Sokrat'ın öğrencisi olan Anisthetes'in liderliğini üstlendiği Kinik öğretiye göre, insanın nihai amacı, "basit bir yaşam" sürdürebilmektir. Bu basit yaşamda, kişi toplumdaki bireylerin çoğunu güdüleyen zenginlik, ün, güç ve cinsellik gibi arzuları bir kenara bırakıp, kendi kendine yetebildiği şatafatsız bir hayat sürdürmeye çalışır. Bu öğretinin, birçok doğu öğretisindeki "sade yaşam" ile benzerliği dikkatinizi çekmiştir.

Hedonizm: Belki de çoğu kişinin en aşina olduğu öğretilerden biri olan Hedonizm'e göre, insan hayatının amacı zevki olabildiğince yüksek tutup, acıyı azaltmaktadır. Yine Sokrat'ın öğrencilerinden biri olan Aristippus'un önderliğini ettiği bu düşünce ekolüne göre, her insanın keyfi, acısının üstünde olması gerektiğini savunur. Hedonizm'e göre hayatın anlamını, "Hemen, şimdi, zevk" olarak açıklayabiliriz.

Epikürizm: Çoğu zaman Hedonizm'le karıştırılan bu öğretinin amacı, Hedonizm gibi zevkin ve keyfin maksimuma çıkarılmasıdır. Ancak, keyfi en yükseğe çıkarmak için izlediği yol, Hedonizm'den oldukça farklıdır. Epikürizm'de kişinin keyfini maksimize etmesi ve ataraxia diye adlandırılan seviyeye çıkması için kişinin alçak gönüllü bir hayat yaşaması, hayatın nasıl işlediğini anlaması ve arzularını kısıtlaması beklenir.

Stoacılık: Stoacılığa göre insan mutsuzluğa düşer çünkü hayata dair yanlış çıkarımlar yapmıştır. Dolayısıyla, insan doğanın işleyiş mantığını iyi tanımalı ve ona göre hareket etmelidir. Stoacılıkta bir insanın söylediklerinden ziyade, yaptıkları/davranışları önemlidir. Stoacılığa göre hayatın anlamını, "Mantığı kavra, canın yanmasın" diye özetleyebiliriz.

Kantianizm: Bu anlayış, Alman filozof Immanuel Kant'ın zihin ve etik üzerine kurguladığı düşüncelerinden kök salmıştır. Bu anlayışa göre kainatı bir arada tutan ilkeler vardır. Örneğin, "Seni sinir eden herkesi öldür." gibi bir ilkeyi evrensel bir biçimde geçerli kılmak imkansızdır, çünkü bu ilke uygulandığında dünyada kimsenin kalmaması ihtimali vardır. Dolayısıyla, Kant'ın anlayışı toplumu bir arada tutan ve optimal düzeyde geçinmeyi sağlayan bir ahlaki anlayışa bağlıdır. "Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına öyle davran."

Nihilizm: Nihilizm, hayatın içten içe bir anlamı olmadığına dair felsefi bir doktrindir. Yani "Hayatın anlamı nedir?" diye soran birine, bir nihilistin vereceği cevap; "Hayatın anlamı yoktur. Dolayısıyla her şey serbesttir." olur. Varoluşsal nihilizme göre, hayatın diğer filozofların ortaya koyduğu gibi tartışmasız ve ortaklaşa kabul edilebilecek bir anlamı yoktur, dolayısıyla kişinin bu hayatta her şeyi yapmak için izni vardır. Özellikle de, Nietzsche'nin "Tanrı öldü" aforizmasından sonra, günümüz yaşantısına en çok şekil veren felsefi doktrinlerden biri nihilizmdir.

Hayatın anlamı bu 8'inden hangisi olursa olsun; anne ve baba açısından çocuğunun hayatı bir proje, insanın kendi hayatını ise bir süreç olarak tanımlayabiliriz sanki. Önemsenmesi gereken nokta ise anne, baba ve yetiştirdiği insanın kalite ve yalın felsefeyi ilke edinmesidir. Çünkü ister süreç, ister proje olsun her ikisinde de kalite ve yalını yok sayamayız. Kalite ve yalını bilenler, süreç ve proje konusunda başarılı olanlardır, çünkü felsefesini benimsemişlerdir.

Yeni yılın bu ilk günlerde hayat için bir düşünün istedim...