Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 3.4942 -0.7
Euro : 4.1311 -0.16
İMKB : 108614 1.32
Altın : 144.98 0.5
Herkes için adalet
Serdar ESENSerdar ESEN
21 Haziran 2017 Türkiye'de adalet en çok konuşulan, ama eksikliği en fazla hissedilen bir kavram.

Ülkemiz, çoğunlukla adında adalet kelimesi yer alan siyasi partiler tarafından yönetilmesine karşın, adaletin sağlanamadığı bir yer.

Karşı karşıya olduğumuz, her gün yakındığımız sorunların pek çoğu adaletsizlikten kaynaklanıyor. Adaletin olmadığı bir yerde ne demokrasiden, ne özgürlükten, ne de eşitlikten söz etmek mümkün.

Evet, Türkiye’de adalet hiçbir zaman olmadı, ama özellikle son yıllar, adalet ihtiyacının kendisini en çok hissettirdiği bir dönem. Nasıl olmasın ki, bir yanda “15 Temmuz darbe girişimi” bahanesi ile yüz elli bin kamu çalışanı sorgusuz ve sualsiz işinden atılıyor, diğer yanda halkın seçtiği milletvekilleri ve belediye başkanları tutuklanıyor.

Ülkenin üçüncü büyük partisinin eş başkanları, vekilleri, belediye başkanları, il ve merkez yöneticileri tutuklu.

Rant uğruna kentler dönüştürülüyor, havamız, suyumuz, toprağımız kirletilerek yaşam hakkımız yok ediliyor. İnsanlar bodrumlarda canlı canlı yakılıyor, kentler yıkılıyor. Akademisyenler, gazeteciler, yazarlar salt barış istedikleri için veya gerçekleri halka ulaştırma çabası nedeniyle tutuklu.

İki eğitimci işleri için yüz günü aşkın süredir açlık grevinde, yetmezmiş gibi bir de hapse atılıyorlar. “Damatlar” adresleri belli denilerek serbest bırakılıyorlar, sanki diğerlerinin adresi belli değilmiş gibi.

16 Nisan referandumunda halkın iradesi yok sayılıyor, imzasız oy pusulaları geçerli kabul ediliyor. Emekçinin hakları birer birer budanırken, şimdi de son güvencesi kıdem tazminatına el uzatılıyor. Darbe bahanesi ile OHAL sürekli uzatılarak halkın hak arama yolları kapatılıyor, baskı artıyor!

Tüm bunlar ve çok daha fazlası hergün gözümüzün önünde yaşanırken, halkın en az yarısı kendini dışlanmış, ötekileştirilmiş hissediyor, korku ve umutsuzluk içinde köşesine büzülüyor. Ana muhalefet CHP’den umutlar kesilmiş, MHP zaten iktidarın istepnesi olmuş, HDP ise tutuklama ve baskılar nedeniyle kıpırdayamaz hale getirilmiş.

Böyle bir ortamda hemen herkes bir mucize beklerken, o mucizenin ışığı beklenmeyen bir yerden CHP’den geliyor. Milletvekili Enis Berberoğlu’nun “MİT tırları” davasından tutuklanması sanki bir işaret fişeği oluyor ve CHP üzerindeki “ölü toprağı”nı atarak sokağa iniyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hiç beklenmeyen ani bir tavırla yürüyüş kararını açıklıyor. Bir gün içinde karar alınıyor, hazırlık yapılıyor ve yürüyüş başlıyor.

CHP’nin bu kararı ülkede önce şaşkınlık, ardından bir kesimde sevinç diğer bir kesimde ise öfke ile karşılanıyor. Muhalefet kesimi(MHP’yi artık muhalefet saymıyorum) hemen tümüyle karara destek verirken, AKP ve MHP ise beklendiği gibi karşı çıkıyor. HDP dahil tüm muhalefet kararı desteklerken, bazı çekinceler ve eleştiriler de oluyor. CHP’nin geçmişteki bazı kararları, özellikle de dokunulmazlık kararı hatırlatılıyor, yaşananlarda CHP’nin payı tekrarlanıyor.

Bana göre de bu günlere gelmemizde CHP oldukça katkı yaptı. Saray ziyareti, Yenikapı, dokunulmazlık kararı, tezkere kararı gibi konularda iktidara hayat verdi, HDP’li vekillerin tutuklanmasının yolunu açtı.

Öte yandan HDP’li vekiller tutuklandığında, belediye başkanları görevden alındığında ses çıkarmaması iktidara yeni hamleler için cesaret verdi. 16 Nisan referandumunda yapılan uygulamalara karşı halkın sokağa çıkmasına destek vermemesi de referandumu meşrulaştırdı. Öte yandan bu yürüyüş kararı HDP ve diğer muhalefet kesimleri ile görüşülerek, ortaklaşa alınsaydı daha iyi olabilirdi.

Geçmişte yapılan bu yanlışlar kuşkusuz ki bugün verilen kararı küçümsememize neden olamaz. Halkın umutsuzluk ve korku içinde olduğu bu dönemde sokağa çıkmak, öncelikle halktaki korkunun kırılmasının yolunu açmıştır. Demirtaş’ın dediği gibi “cesaret bulaşıcıdır”!

Öte yandan sokağa çıkılma gerekçesinin sadece Berberoğlu olmadığı, “herkes için adalet” istendiği söylenmektedir. Bu da çok önemlidir. Bazı CHP’li vekil ve yöneticiler HDP’liler için de adalet istediklerini ve yürüyüşün HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yattığı Edirne Cezaevine kadar gidebileceğini söylemişlerdir. Olması gereken de budur.

İçinde bulunduğumuz dönemde küçük siyasi hesaplar yapmak yerine, güçlerimizi birleştirerek mücadeleyi büyütmek esas olmalıdır. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Dindar-Laik vb farklılıklar bir yana bırakılarak tüm mağdurlar için adalet talebinde ortaklaşılmalıdır. Cizre’nin çığlığı ile Cerrattepe’nin haykırışını birleştirmek, Maltepe Cezaevi ile Edirne Cezaevi arasında köprü oluşturmak hepimize kazandıracaktır.

Eşit, özgür, demokratik ve laik bir ülkede barış içinde bir arada yaşamanın yolu herkes için adalet talebini ortaklaştırmak ve büyütmekten geçmektedir. Eğer bu yürüyüş, olabilecek baskı ve provakasyonlara rağmen yasal sınırlarda sonuna kadar sürdürülür ve Edirne ile de taçlandırılırsa toplumun tüm mağdur kesimleri için büyük bir başarı kazanılmış olacaktır.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!

@aserdaresen

Bu makale 652 kez okunmuştur
Yazarın Diğer Yazıları