Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 3.5685 0.05
Euro : 3.9986 -0.12
İMKB : 97712. -0.61
Altın : 144.16 0.09
'Benim Çocuğum'
Serdar ESENSerdar ESEN
08 Ocak 2014 Birkaç gün önce, Bursa’da özel bir gösterimi yapılan "Benim Çocuğum" filmini izledim.

Bursa’da 2010 yılında trans birey olduğu için öldürülen İrem Okan’ın annesine ithaf edilen filmin gösteriminde, 350 kişilik salon tamamen doluydu ve film bitiminde alkışlar dinmek bilmedi.

Türkiye’nin çok yoğun bir gündeme sahip olduğu bu günlerde, çocukları lezbiyen, gey, biseksüel, trans bireyler olan bir grup anne ve babanın hikayelerini konu alan bir belgeselin yoğun ilgi görmesi ilk bakışta şaşırtıcı. Bu ilgiyi anlayabilmek için ise filmi izlemek gerek.

Ülkemizin pek çok sorunu var ve bu sorunların birçoğu da ayrımcılığa ilişkin. Kürt sorunu, Alevi sorunu, azınlıklar sorunu ilk akla gelenler. Aslında sadece bizim değil, neredeyse tüm ülkelerin yüzyüze olduğu bir diğer sorun da, farklı cinsel kimlik ve cinsel yönelime sahip bireyler ile ilgili.

LGBTİ( Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transseksüel, İnterseksüel) bireyler yaşamın her alanında dışlanıyorlar, yok sayılıyorlar, ötekileştiriliyorlar. Okulda, iş hayatında toplum dışına itiliyorlar, pek çoğu ailelerinden de dışlanıyor, yalnız kalıyorlar. Nefret söylemi ve bunun sonucu olarak şiddet de en çok onlara yöneliyor.

Aslında toplumun büyük çoğunluğu bu sorunun farkında ama değilmiş gibi davranıyor, görmezden geliyor. Herkes bunlardan kaçıyor, bulaşıcı bir hastalıktan kaçar gibi. İş vermiyor, arkadaşlık ve komşuluk etmiyor, konuşmak yerine her fırsatta küfür ve hakaret ediyor.

Bir şeyi inkar etmek, onun yok olduğu anlamına gelmiyor. Yıllarca Kürt yok dedik, Kürt sorununu inkar ettik ama bu durum sorunun daha da büyümesinden başka bir işe yaramadı. Şimdi kabul etmek zorunda kaldık ve çözmeye uğraşıyoruz Ermeni sorununda da aynı inkarcı tavrı takındık, nasıl çözeriz bilmiyorum. Ancak şu bir gerçek ki, toplumda LGBTİ bireyler var, bunlar bizim çocuğumuz, kardeşimiz, arkadaşımız, komşumuz ve bir arada, eşit olarak yaşamamız gerekiyor.

Ayrımcılık her yerde, her konuda aynı ve farklı olanın ötekileştirilmesine dayanıyor. LGBTİ bireylerin karşılaştığı sorunların temeli de ayrımcılık ve bunun sonucu olan “nefret söylemi”. Ülkemizde ne yazık ki bu konuda bir yasa yok ve bu nedenle LGBTİ bireyler, kadınlar, Kürtler, azınlıklar öldürülmeye devam ediyor.

LGBTİ bireyleri yok sayan mevcut Anayasa’nın ve diğer yasaların değiştirilmesi gerekiyor. Öncelikli olarak bugünkü Anayasa’da dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep gibi ayrımcılık kategorilerine yer veriliyorken; “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği’’ tanımlarına yer verilmiyor. Bu durumun ortadan kaldırılması için Anayasa’nın eşitliği düzenleyen maddesine ‘cinsel yönelim’ ve ‘cinsiyet kimliği’ ifadeleri eklenmelidir. Öte yandan, LGBTİ bireyleri de kapsayan nefret suçları yasasının eşitlikçi bir çerçevede hazırlanıp, bir an önce yasalaşması gerekiyor.

Bu ülkede yaşayan tüm yurttaşlar, etnik kimliği, inancı, cinsel kimliği ve cinsel yönelimi ne olursa olsun eşit olmalı, tüm yurttaşlık haklarından eşit biçimde yararlanmalıdır. Kimse etnik kimliğini, inancını, cinsel kimliğini veya yönelimini sonradan seçmiyor (ayrıca o da olabilir), bunlar doğuştan gelen özellikler. O nedenle bunların ayrımcılık konusu yapılması kabul edilemez.

Hepimiz farklıyız, hepimiz eşitiz. LGBTİ bireylere karşı yapılan ayrımcılığa karşı çıkmak, onların eşit yurttaşlık haklarını savunmak, diğer ayrımcılıklarda da olduğu gibi, temel insanlık görevi. Bu çocukların yanlarında duralım.


 

Bu makale 1.202 kez okunmuştur
Yazarın Diğer Yazıları