Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 3.5117 0.04
Euro : 3.9165 -0.08
İMKB : 100072 0.69
Altın : 141.29 0.07
Bir özür tarihi değiştirebilir (mi)?
Özcan YAZICIÖzcan YAZICI
14 Aralık 2014 Türkiye son 7-8 yılda sıklıkla alışageldiği bir şafak operasyonuyla uyandı Pazar sabahına. Gerçi 'Fuat Avni' mahlaslı Twitter fenomeni saatler öncesinden operasyonu ve gözaltı listesini açıklayarak hiçbir sürprize yer bırakmadı.

Operasyonu, gözaltıları, tepkileri, açıklamaları online kanallardan gün içinde saat saat, dakika dakika takip ettiğinizi tahmin ediyorum. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının yıldönümüne denk gelen bu operasyonun bir intikam operasyonu olduğu ve Cemaat üzerinden ve muhtemelen buradaki olası başarıdan cesaret alarak sonraki aşamalarda diğer muhalif kesimlere de yönelecek basına yönelik bir baskı ve sindirme operasyonu olduğu açık.

Ama bugünkü en önemli gelişme kanımca ne Cemaat operasyonu, ne gözaltılar ne de başka bir şey. Bunlar zaten objektif bir hukuk ve adalet zemininde değil, paşa gönüllere göre bir şafak vakti terennüm eden klasik Türkiye sahneleri. Ama Cemaat temsilcilerinin Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’den özür dilemeleri bence bu hengame içindeki en önemli gelişme oldu. İkincisi ise, sol/liberal aydınların Zaman Gazetesi'ni bizzat ziyaret ederek bu operasyona ve baskıya tepki göstererek destek vermeleri oldu.

Neden?

Bu toprakların, ülkemizin en kadim sorunu tarihsel sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi gelişimini toplumun tümünü kapsayacak şekilde özgürlük, çoğulculuk ve bunlara yaslanan objektif bir hukuk düzenine yaslayamamış olmasıdır. Etnik, dini, kültürel ve sınıfsal farklılıklar hep bir çatışmanın ve ayrışmanın parçası olarak cepheleşme ve çatışma üretti. Türkiye zengin bir etnik, dini, kültürel bir yapıya sahip olmasına karşın iktidar, hep bu çatışmanın, cepheleşmenin tahakküm aracı oldu.

Ama, Türkiye ekonomik, sosyal ve siyasi olarak bu cepheleşme ve çatışmayı her boyutuyla artık taşıyamayacağı bir sınıra geldi dayandı. Akan cerahat, yaranın derinleşmesi ve kangren emareleri vermesindendir. Ama her şey göründüğü kadar da karamsar değil.

Ülkelerin tarihi ve toplumların gelişimi her zaman öngörülen ve çatışan tarafların plan ve hedefleriyle gelişmez. Farklı zamanlarda, farklı toplumsal kesimlerin yaşadığı acılar, zulümler toplumsal tarafları birbirine yaklaştırır, yeni bir toplumsal bellek için kanal açar.

Kanımca Türkiye böyle bir eşiğe çok yakın ve bugün Cemaat temsilcilerinin Ahmet Şık ve Nedim Şener’den özür dilemesi de bugün henüz uzak olduğumuz ama yakın gelecekte başaracaksak kuracağımız gerçek bir demokrasinin kilometre taşı olması açısından büyük öneme sahip. Bu özür salt özrü dileyen bir kişiye ait, basit birkaç sözcükle sınırlı kalmayabilir.

Hep birlikte mücadelesini yürüttüğümüz gerçek bir özgürlük ve çoğulculuk ve elbette bunları bağrına alan gerçek bir hukuk düzeni. Evrensel demokrasi tarihini incelediğinizde göreceksiniz ki bu değerlerin bir ülkede yerleşik değerlerler haline gelmesini sağlayan en önemli unsur toplumsal kesimlerin kendi içinde yürüttükleri mücadeleler, hesaplaşmalar ve uzlaşmalara dayanıyor. Bizim ülkemiz ve tarihimiz hep devletle toplum arasındaki hesaplaşmanın tarihi olageldi. Oysa bu denge 2010’dan itibaren Türkiye toplumunun kendi içindeki mücadele ve hesaplaşmalara dönüştü. Toplum, kendi iç dinamikleriyle bir güç mücadelesine evrilince bunu hukuk ve demokrasiyle dengeleyemedi. ‘Yeni Türkiye’ adı verilen yeni alanda ekonomik güç rantsal talana, siyasi güç de öteki toplumsal kesimler aleyhine bir baskı ve tahakküme dönüştü.

Vesayet 2010’da sona erince Cemaat, AK Parti ve onu çevreleyen toplumsal kesimler ve aralarında vesayet bakiyesi kesimleri de kapsan geniş bir Cemaat, AK Parti muhalifi toplumsal kesimler arasında bir güç/tahakküm mücadelesi başladı ve bu mücadele halen sürüyor.

Ve bugün itibariyle gördüğümüz şu: Eğer siz bir toplumsal kesime dayansanız da, öteki toplumsal kesimler aleyhine gayrimeşru bir zemin üzerinde bir güç ve iktidar inşaa etmeye kalkarsanız, bunu sürdürülebilir kılmanız ve öteki toplumsal kesimlerin rızasını almanız mümkün değil. Halen gücünüz ne olursa olsun bu yönde sürdüreceğiniz her türlü zorlama ve girişim eninde sonunda sahip olduğunuz gücün tarumar olmasını kaçınılmaz kılar. Cemaat ve AK Parti açısından bakınca olan ve halen olmakta olan da bu zaten…

Peki, Cemaat temsilcilerinin Ahmet Şık ve Nedim Şener özrünün anlamı ve olası sonuçlarına dönerek devam edelim. Eğer Cemaat ve temsilcileri tez vakitte bu özrün altını anlaşılır ve kabul edilebilir bir özeleştiri ile doldurabilirse Türkiye toplumunun kendi iç çatışma sürecinden yeni bir uzlaşı zemini üretmesine enerji sağlayabilir, yeni bir zemin, yeni bir kanal açabilir. Sol/liberal aydınların Zaman Gazetesi’ne aktif destek vermesi de bu zemini destekleyebilir.

Öngörülemeyen ve sıcak gündemin içinden üreyen ve gelişen bu güncel sosyal/siyasi süreç toplumumuzun demokrasiyi içselleştirmesine imkan tanıyabilir. Bu elbette tarih boyunca hep dışarıda aradığımız ve ithal ederek toplumumuza yerleştirmeye çalıştığımız Türk aydınlanmasının, bizzat kendi elimizle ve iç enerjimizle yaratmamıza yol açabilir. Çatışmak ve ötekini ezmek yerine, bizzat farklı zaman ve koşullarda çatışmanın ve ezilmenin yarattığı psikoloji ve bilinçle, artık bundan sonra çatışmamak için karşılıklı özgürlük ve çoğulcu bir alanı açmayı ve bunları bir birimize bahşetmeyi genetik kodlarımıza yerleştirebilir.

Tüm bu kasvetli süreç içerisinde Türkiye önümüzdeki aylar/yıllar içerisinde Kürt sorunu, inanç sorunu, ekonomik ve sosyal sorunlarına da çözüm getirecek büyük bir sıçramayla ileriye doğru adım atarsa ki atacak, kimse şaşırmasın.

Vesayet bakiyesi toplumsal kesimler de 2010’a kadar vesayetin varlığından beslenen enerjisini kaybetmesiyle varlığını ve özgürlüğünü sürdürebilmek için, kendi varlığını ve sınırlarını kabullenecek yeni bir çoğulculuk ve özgürlük dengesine doğru hızla yaklaştığını görüyoruz. Erdoğan’ın şahsında Ak Parti iktidarının hemen her alanda dozajını artırdığı basınç ile eski vesayetten güç alan kesimleri de önümüzdeki dönemde  gerçek bir hukuk düzenine dayanan çoğulculuğu daha güçlü biçimde kabul ve talep eder hale getirecek.

Bu dönemde belki de en kritik eşiklerden birisi Kürt sorunun çözüm potansiyeli ve alacağı ivme olacak. Kürt hareketinin temsilcilerinin dışındaki AK Parti muhalifi toplumsal kesimlerin gerçek bir özgürlük ve çoğulculuk zeminindeki uzlaşma imkanı arttıkça ve güçlendikçe pek muhtemeldir ki Kürt sorunun çözüm imkanını da bu özgürlük ve çoğulculuk zeminine hızla taşıyacak. Özgürlük ve çoğulculuğun gerçek bir hukuk düzeniyle herkes için bir güvence zeminine dönüşmesiyle çatışmak yerine bir arada yaşama psikolojisi ve kültürü için yeni bir can suyu oluşacak. Ama her türlü tahrik edici gelişmeye rağmen mutlaka ve mutlaka silahların suskun, ellerin tetikten uzakta kalması hayati öneme sahip olacak.

Bu koşullarda zincirleme özür ve özeleştiri dönemine giriyor olabiliriz. Bu özür zincirinin ilk halkasını son 7 yılda önemli mağduriyetlere imza atmış Cemaat kanadından gelmiş olması önemli, ama yeterli değil. Bu özür mutlaka vicdanın kabul edeceği samimi bir özeleştiri ile sürmeli ki, karşılıklı kin ve öfkeyi acil olarak ortadan kaldırsın ve yeni bir toplumsal uzlaşma zemini için güçlü bir kapı aralasın. Sol/liberal kesimden gelen ilk refleks de buna yönelik bir kanalın açılması için cesaret veriyor. Kanımca öteki kesimlerin de bu sürece katılıp katılmayacağı değil, ama ne zaman katılacağı önem arz edecek. Bu süreci galiba biraz da Erdoğan ve AK Parti’nin basınç düzeyi belirleyecek…

twitter.com/ozcanyazici

Bu makale 4.492 kez okunmuştur