Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 3.5694 0.07
Euro : 4.0004 -0.07
İMKB : 97712. -0.61
Altın : 143.96 -0.09
Bir lider aranıyor!
Özcan BARİPOĞLUÖzcan BARİPOĞLU
04 Mayıs 2017 Referandum sonuçları üzerine yapılan itirazlar, yorumlar, değerlendirmeler bizi geleceğin nasıl inşa edilmesi gerektiği tartışmasından muaf tutmamalı.

Trump, Putin ve Erdoğan ile karakterize, otoriter, erkek egemen, buyrukçu, ve çoğunlukçu lider tipolojisinin küresel ölçekte itibar görmesi bir tesadüf olamaz.

Neoliberal politikaların yarattığı tahribatın kitlelerde neden olduğu potansiyel öfkeyi ancak milliyetçilik ve anti entelektüel bir söylemle kontrol altında tuttukları da aşikar.

Fakir insanlara büyük ülke yaratma hayalini iyi pazarladıkları da bir gerçek. Kendi iktidarlarını sağlama almak için hukuki enstrümanları devre dışı bırakma konusunda da benzer özellikler göstermekteler.

Görünen o ki, bu liderlerin, iktidarları değiştirme fırsatı olarak tanımlanan seçimleri de manüple etme imkanları hayli kuvvetli.

Toplumun elindeki en güçlü demokratik araç olan hür seçimlerin üzerindeki şüpheler, demokrasiye olan inancın azalmasına da sebebiyet vermekte, daha da kötüsü bu durum malum liderleri hiç mi hiç etkilememektedir.

Ezilen kitlelerin isyanına karşı solun onlar için bir seçenek olmaktan hala uzakta olduğu siyaset bilimcilerin ortak kanaati. Avrupa’da son yıllarda yapılan tüm seçimlerde, mavi yakalıların milliyetçi – muhafazakar partileri ya da adayları tercih ettiği görülüyor. Türkiye için tartışmaya bile gerek yok.

Devletle özdeşlemiş geleneksel kurumlar çökerken yerini popülist liderlerin ördüğü yeni bir ağ alıyor. Medya – hukuk kurumları – işveren örgütleri ve sivil toplum örgütlerinden teşekkül eden bu ağ demokrasinin varlığını tehdit etmek bir yana, demokrasiye pek gerek olmadığı kanaatini de empoze ediyor.

Tüm bu hegemonik üstünlüğün yansıması olan bir referandum süreci yaşadık.

Asimetrik bir seçim süreci sonunda, YSK ‘Evet’ dedi ama gerçek hala belli değil.

YSK verilerini kabul etsek bile, yüzde 49 oy, toplumda yeni bir heyecan dalgası yarattı. Belki de her şeyin en dipte seyrettiği bir noktada yeniden hayatı değiştirebilme umudu filizlendi.

Şimdi bu yüzde 49’un özgünlüğüne hürmet ederek daha fazla çoğalmanın ipuçları üzerine kafa yormak gerekiyor.

Referandum sürecinde ana kütlenin CHP olduğu bir gerçek ama kanımca yüzde 49 içindeki payı ancak 1 Kasım Seçimlerindeki oyu kadar. Yani neredeyse yüzde 25'lik bir oy dalgası CHP dışı unsurlardan geldi. Buna rağmen referandum sonrasında, CHP içindeki aktif örgüt unsurları kapasitelerinin farkında olarak daha ihtiyatlı davranırken (referandum gecesi ilçesindeki ‘Hayır’ oylarının önde çıkmasından ötürü Belediye Başkanı rüyasına yatan aklı evvelleri kasdetmiyorum), CHP dışındaki birçok öbeğin, önümüzdeki dönem CHP’ye daha fazla rol biçmeye başladığını gözledik, tanık olduk.

İşte böyle bir arayış içindeyken, CHP bizi yine şaşırtmadı.

Yine ormanı ıskalayarak, ağaca takıldı.

Yine parti içi iktidar mücadeleleri toplumun beklentilerinin önüne geçti.

Deniz Baykal, sınırsız, sorumsuz, denetimsiz, özerk siyasi atraksiyonlarına devam etmekten geri durmadı ve Genel Merkez kişisel görüşleridir diyerek geçiştirdi, fatura Fikri Sağlar’a çıktı.

Fikri Sağlar’ın çıkışlarına (belki zamansız belki biçimsel olarak uygun değil) verilecek en iyi yanıt, kurultay sürecini başlatmaktı. Nitekim öyle de oldu.

Ama onu disipline sevketmek, ya da “kapının önüne koyma” polemiği Genel Merkez Yönetiminin yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun da tıpkı muhalifler gibi parti içi yarışı daha fazla önemsediği anlamına geliyor.

Bir lider, hele sosyal demokrat bir lider, parti içindeki muhaliflerini disiplin kurulu marifetiyle değil politikalarıyla bertaraf etmelidir.

Düşüncelerini açıklamak evrensel bir haktır, hoşumuza gitmeyen her düşünce için elindeki güce dayanarak susturucu bir tasarruf uygulamak kabul edilemez.

Genel Merkezin siyasi hattının yüzde 49 için bütünleştirici bir doğrultuda olamayacağını, hatta elindeki yüzde 25'i bile tutamayacak dağınıklıkta olduğunu düşünüyorum. CHP içinde Genel Başkanlık için zaman ve zemin kollayan diğer kıdemli eşrafın ise Kemal Bey kadar bile kapsayıcı olamayacaklarını görüyorum.

Tablo net; mevcut siyasi aktörler CHP içindeki çocuksu hastalıklara iyi geliyor olabilir ama artık toplum için bir şey ifade etmiyor.

Kısaca bir lider aranıyor.

Ama sevgili CHP üyeleri, delegeleri, yöneticileri;

Sizler arınmadan, siyasi davranış kalıplarınızı değiştirmeden, siyasal kimliğinizle yüzleşmeden, siyasi beklentilerinizle hesaplaşmadan, siyasal kültürünüzü yeniden inşa etmeden bu yapıdan bir lider çıkmayacak.

Genel Merkezden sine-i millet beklentisi içinde olan tüm CHP’lilere çağrımdır;

Sine-i Partiye dönme vaktidir.

@DrBaripoglu

Bu makale 772 kez okunmuştur