Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 3.5224 -0.09
Euro : 4.148 0.27
İMKB : 107202 0.35
Altın : 145.42 -0.26
Annem, yaşlılık ve bilgelik
Fecri ŞENGÜRFecri ŞENGÜR
18 Eylül 2016 Çok değil, henüz makinelerin yaşantımıza bütünüyle girmediği, yüz yıl öncesine kadar yaşlılar yaşadıkları toplumların bilgeleriydiler. Bir ömür boyunca, elleriyle aletleriyle ürünleri tasarladılar, ürettiler; üretimleri üzerinden ilişkiler kurdular ve bilgeleştiler.

Annemi bayramdan önce 8 Eylül'de kaybettim. 89 yaşındaydı. Taziye için arayanlar üzüntümü hafifletebilmek için yaşını vurgulayarak dostlukla, yeterince yaşamış olduğunu söylediler. Bana da onun kadar uzun bir ömür dilediler. Hepsi sağ olsunlar.

Annem ölümünden üç hafta öncesine kadar kendi kendisine yetebiliyordu. Sonra yatağa düştü ve bakımımıza muhtaç hale geldi. Yanında olabildiğim zamanlarda çaresizliğini gözlerinden izliyordum. Ölümü bu çaresizlik halinden bir kurtuluş gibi oldu onun için.

Altı çocuğu ve sayısını bir anda söyleyemeyeceğim kadar çok torunu ve torun çocukları olan annemin kendi kendisine yetebildiğini söylemek ona haksızlık olabilir. Çünkü sadece kendisine değil, hepimize yetiyordu. Ölmeden önceki hafta beni hala evlendirmeye çalışıyordu, örneğin.

Ama bu akrabalık ve dünya işleri bir tarafa, annem yatağa bağımlı hale geldiği üç haftalık süre öncesinde, inanılmaz bir şevkle üretim yapıyordu. Danteller, masa örtüleri, battaniyeler, örgü çantalar, sabunluklar…

Öyle böyle şeyler değildi, yaptıkları; dantel masa örtülerini makine ile örülmüş örtülerden ayırmak mümkün değildi. Kimi zaman bunları ziyaretçilerine dağıtıyor, kimi zaman cüzi bedellerle satıp, para dahi kazanıyordu. Öldükten sonra evdeki eşyaları gözden geçirdiğimizde, kilolarca orlon, yün ve dantel ipliği stokladığını fark ettik.

-o-

Annemin Beşiktaş’taki evi, hemen hemen hiç boş kalmazdı. Sürekli çocukları, torunları, arkadaşları, komşuları ziyaretine gelirlerdi. Bu ziyaretçilerde hiçbir zaman “yaşlı kadın saygıdandır, gidip bir görelim” gibi bir kaygının olmadığını hissederdim. Gelenler, toplumun her kesiminden insanlardı; AKP’lisi, MHP’lisi, CHP’lisi, HDP’lisi, dindarı, dinsizi, onun karşısında hemhal olurduk. Evde TV çalışmaz, ya da karlı gösterdiği için kimse açmazdı. Annem kablolu yayına bağlanması konusundaki önerilerimizi hep reddetti. Onun için yanında hep sohbet etmek zorunda kalırdık. Kahkahalar hiç eksik olmazdı.

Çok zeki bir kadındı. Kiminle neyi ne kadar konuşması gerektiğini ve neyi konuşmaması gerektiğini çok iyi bilirdi. Bu nabza göre şerbet verme türünden bir sığlık değildi. Bu karşısındaki insanın kendisini iyi hissetmesini sağlayabilecek bir bilgeliğin emaresiydi. Annem, harika bir yaşlılık dönemi yaşamayı dişiyle tırnağıyla kazıyarak hak etmişti. Örerek, dişi olmamasına rağmen bize antepfıstığı ayıklayıp, parmaklarını çalıştırarak vb, bedenini ve zihnini korumayı başardı. Kimse onu huzurevine filan göndermeyi aklına dahi getirmedi.

-o-

Altmışının üstüne bir dostum söylemişti: “Yaşlılık hak edilmeli” Günümüzde hiçbir şey yapmadan, hiçbir birikimi olmadan sadece yaşından ötürü saygı ve ilgi bekleyen bir yaşlılar kesimi oluştu. Ama bunun tek müsebbibi onlar değil…

Çok değil, henüz makinelerin yaşantımıza bütünüyle girmediği, yüz yıl öncesine kadar yaşlılar yaşadıkları toplumların bilgeleriydiler. Bir ömür boyunca, elleriyle aletleriyle ürünleri tasarladılar, ürettiler; üretimleri üzerinden ilişkiler kurdular ve bilgeleştiler. Yaşlılıklarında gençlerin onlardan öğrenecekleri çok şey vardı. Hem hayatın devam edebilmesi, hem de ilişkilerin güzelleştirilebilmesi anlamında…

Kapitalizmin makineleri hayatı kolaylaştırma değil, işin yoğunlaştırılması için kullanmaya başlaması ile birlikte işçiler, üretimin tasarlama ve el becerilerini ortaya koyma kısmından çıkarıldılar. Artık bir beceriye sahip olmaları gerekmiyordu. Sadece makinenin yaptığı işi takip edecek bir aksaklık olduğunda makineyi durdurup ehline haber verecekler ya da Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar filminde tasvir ettiği gibi üretim bandında önlerinden geçen bir yarı mamulün vidasını sıkacaklardı. Şimdilerde daha da niteliksizleşti işler; iki üç düğmeye basıp, her şeyi makinenin yapmasını bekliyoruz. Dolayısıyla zihni faaliyetleri dumura uğramış bir insan kitlesinin parçası haline geliyoruz.

Yaşlandığımızda çocuklarımıza aktarabileceğimiz hiçbir becerimiz, deneyimimiz olmuyor. Elden ayaktan düştüğümüz ve bir üretim de yapamadığımız için, açıkça söylenemese de, ekonomik olarak 'gereksiz' hale geliyoruz. Hastalanan bir yaşlının ameliyatı söz konusu olduğunda zihinleri ekonominin verimlilik, maliyet etkinlik kavramlarına hapsolmuş yakınlarının ve sağlıkçıların ameliyatın riskli olacağını söylemeleri ve düşünmelerinde, bilinçaltlarında yerleşmiş bu ekonomik olarak gereksizlik algısının etkisi büyük, çoğunlukla.

Bu algı günümüz yaşlısının kendisinde de var. Zaman zaman annemden de duyardım: “Artık hiçbir işe yaramıyorum”

Ona, “Anne, sen bir insansın; işe yaraması gereken bir varlık değilsin. Evde beslediğimiz kedilerin bile işe yaramasını beklemezken, senden böyle bir beklenti içerisinde olduğumuzu nasıl düşünürsün? Sen yanına geldiğimizde bize hayat veriyorsun; 89 yaşına gelmiş bir insanın dahi hayata nasıl tutunabileceğini sadece bedeninle anlatıyorsun. İşe yaramıyor olduğun söylenemez; ama öyle olsa bile, sen artık unutmaya başladığımız 'hayatın işten ibaret olmadığını' gözümüzün içine soka soka hatırlatıyorsun.” derdim.

Annem, bilge bir yaşlıydı. Doğal doğrularıyla, 'gerçekten' yaşamış olmanın bilinciyle her şeyin metalaşmasına, insanın içten içe çürüyüp, boşaltılmasına karşı bireysel bir savaş veriyordu.

Son zamanlarında bana “aşkım” diye hitap ederdi. Aşkımın ruhu şad olsun. Dolu dolu geçen hayatı tüm yaşlıların ve yaşlanacakların kulaklarına küpe olsun.

@fecrisengur 

Bu makale 2.946 kez okunmuştur
Yazarın Diğer Yazıları