Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 3.5224 -0.09
Euro : 4.148 0.27
İMKB : 107202 0.35
Altın : 145.47 -0.26
Yaşam ve ölüm
Cemal YAĞCICemal YAĞCI
16 Aralık 2016 Biliyorum, iyi bir yazar değilim. Yazdıklarım okunuyorsa, iyi bir yazar olduğumdan değil hayatımı dost biriktirerek zenginleştirmeye çalıştığımdandır.

Ama farkında olduğum bir şey var, eğer duygularım işin içine girmişse derdimi daha iyi anlatıyorum. Geçenlerde bir paylaşımımda yazımı "bulantım geçsin" diyerek bitirmiştim. Galiba tam da bu ifadeydi beni anlatan; içim bulanıyor. O günden beri akşamdan kalma gibiyim, bulantım devam ediyor.

İnsanı seviyorum, sosyal hizmet uzmanıyım, insan onurlu ve değerli bir varlık, bize böyle öğrettiler, hani "eşref-i mahlukat" dedikleri. Ama bizdeki onurlu ve değerli insan, muhafazası içinde duvarda çiviye asılmış Kur'an gibi.

Öyle bir şey var evet ama duvarda bir bez çanta içinde, kimse bu insan neden değerlidir, neden onurludur açıp bakmıyor. Üstelik hangi insan değerlidir, hangi insan onurludur? bütün insanlık mı? bazı insanlar mı?

Sadece kendi dininden, kendi mezhebinden, kendi memleketinden, kendi etnik kökeninden, kendi çevresinden, kendi cinsinden olanlar mı? Yoksa ne olursa, nerede olursa olsun herkes mi? Çoğunuzun ayrımcılık yapmayacağını ve "herkes" cevabını vereceğini tahmin ediyorum.

Herkes "onurlu" ve "değerli" ise neden bazılarımız bunun farkında değil? Madem insan yaratılanların en şereflisidir neden hak ettiği değeri alamıyor? İçim bulanıyor.

On yıldan fazla oldu; Burak, Hakkari Çukurca'da sınır karakolunda şehit düştü. Öyle tesadüfen filan değil, sekiz kurşun yarası vardı cansız bedeninde.

Ulucami'de cenaze töreninde annesi Neriman'ın yanına gelen bir kadın, "ne mutlu sana, oğlun şehit oldu" demişti. "Senin oğlun var mı?" diye sormuştu Neriman. "Evet" cevabını alınca "o zaman dua et senin oğlun da şehit olsun" demişti. Kadın hızla uzaklaşmıştı. Neriman, "Oğlumu sokakta bisiklete bindirmedim ben, kaza yapıp, ölür diye. Devlet okullarında okutmadım, döverler diye. Ben oğlumu askere gönderdim. Ben onu öldürün diye mi verdim?" demişti.

Bu satırları neden yazdım? 

Beşiktaş'ta terör saldırısında Tıp Fakültesi öğrencisi Berkay Akbaş da şehit düştü. Babası Salim Akbaş "Ben istemiyorum oğlum şehit olsun. Oğlum katledildi." dedi. Burak'ın babası Sezai ağabey de bütün acısına rağmen "Şehitliğiyle övünmeyelim. Benim oğlum Anafartalar'da, Çanakkale'de savaşmadı. Benim oğlum şehit olmadı...." demişti.

Örnek verdiğim bu iki şehit babası ve şehit annesi, insan hayatının değerli olduğunu haykırmışlardı sadece.

Şeyh Edebali de "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" diyerek hayatı yüceltmişti.

Bir tuzak sanki... Bunu yazmak zor geliyor ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki her an her yerde ölebilirsin... Yanıbaşında bir bomba patlayabilir.

Bir korku dalgası yayılıyor ve giderek daha egemen oluyor topluma...

Nefret söylemleri tavan yapıyor, şiddeti yüceltiyoruz.

Noolur ki sevginin diliyle konuşsak; riyakar bir sevgi değil ama harbiden sever gibi.

İnsanları öldürerek cennete gideceksen, beni çağırma, ben seninle cennete bile gelmem.

"Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
             hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
             ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                         yaşamak yanı ağır bastığından… " 
Nazım Hikmet

Bu makale 1.213 kez okunmuştur