Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 2.18 0.062
Euro : 2.879 0.172
İMKB : 79262. 0.4198963923
Altın : 89.445 -0.0849
Sosyal hizmet eğitiminin dünü, bugünü, geleceği
12 Kasım 2012 Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'da ve Amerika'da yaygınlaşan profesyonel sosyal hizmet, ülkemizde de 1958 yılında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na bağlı Sosyal Hizmetler Enstitüsünün kurulmasıyla yeni bir meslek olarak gündeme gelmişti.

Arkasından Ankara'da Sosyal Hizmetler Akademisinin 1961 yılında açılmasıyla öğrenci kabulüne başlandı. 1966 yılında Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma (bu arada, yıllardır sosyal çalışma mı sosyal hizmet mi diyeceğiz tartışması süredursun) Yüksek Okulunda master yaparak ülkemize dönen ve Hacettepe Üniversitesinde göreve başlayan Emre Kongar'ın 1968 yılında sosyal çalışma ve sosyal hizmetler bölümünü kurmasıyla okul sayısı ikiye çıktı. Uzun yıllar sosyal hizmet eğitimi her yıl toplam 100 civarında mezun vererek bu iki okulla devam etti.

YÖK ün kurulmasıyla Sosyal Hizmetler Akademisi 1983 yılında Hacettepe Üniversitesine bağlandı ve iki bölüm akademinin binasında birleşti. 2002 yılında Prof. Işıl Bulut, Başkent Üniversitesinde ülkemizin özel üniversitelerdeki ilk sosyal hizmet bölümünü açmış oldu.

Çok değil 5-6 yıl öncesine kadar yukarıda sayılan okullara ilaveten Ankara Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi gibi az sayıda okulda sosyal hizmet bölümü açılmıştı.

Avrupa Birliği Uyum Sürecinde yapılan değerlendirmeler sonucu ülkemizin sosyal hizmet eğitiminde ve sosyal hizmet uzmanı istihdamında Avrupa ortalamasının çok gerisinde kaldığı görülerek önce YÖK e oradan da üniversitelere sosyal hizmet bölümü açılması tavsiye edildi. 

İlk etapta 20 ye yakın üniversite sosyal hizmet bölümü açtı ve bunlardan öğrenci kabulüne başlayabilenlerle birlikte aktif bölüm sayısı 15 oldu. Geçtiğimiz yıl bazı özel/vakıf üniversitelerinde de sosyal hizmet bölümü açıldı.

Bugün 50 ye yakın üniversitenin YÖK ten sosyal hizmet bölümü açmak için izin aldıklarını biliyoruz.

Yıllarca, yılda 100 mezun veren ve bunların önemli bölümünün de gerek kadrosuzluk gerekse daha iyi iş imkanları nedeniyle sosyal hizmet alanı dışında çalıştığını bildiğimiz sosyal hizmet deyim yerindeyse pıtırak gibi çoğalıverdi.

Bu da az geldi, önce Anadolu Üniversitesi AÖF nde sosyal hizmet önlisans proğramı açıldı, geçen yıl da Erzurum Atatürk Üniversitesi AÖF de sosyal hizmet lisans proğramı açılarak 1.000 in üzerinde kontenjan ayrıldı.

Buraya kadar her şey yolunda gibi görünüyor.

Oysa bu hızlı artış bir çok sorunu da beraberinde getiriyor. Dünyadaki örneklerine baktığımızda bizdeki açık öğretim şeklinde sosyal hizmet eğitimi yok. Uzaktan öğretim var ancak bu programlara katılabilmek için, bizdeki hemşirelik lisans tamamlama benzeri bir anlayışla, alanda çalışıyor olmak gibi ölçütleri var.

Açılan, açılması düşünülen bölümler, sosyal hizmet çıkışlı akademisyen bulamıyor. İlgili, ilgisiz bir çok akademisyen, yıllardır hep yaşadığımız gibi, sosyal hizmeti herkes yapar, ben de yaparım diyor ve bu bölümlerde yer buluyor.

Sosyal hizmetin özgün, köklü ve bilimsel bir meslek olduğunu, alanı iyi kötü bilen herkes bilir. Sosyal hizmetin bütün dünyada ortak bir dili vardır ve bütün dünyada sosyal hizmet aynı evrensel ilke ve prensiplerle uygulanır. Sosyal hizmet iyi bir mesleki donanım gerektiren zor bir meslektir. Bu da bütün dünya da ortak mesleki bilgi ve değerler çerçevesinde yeterli ve uygun bir alan deneyimi kazandırılarak verilir.

Tek bir uygulama (staj) alanı bile bulunmayan ufacık bir ilde bile sosyal hizmet bölümü açılması bu anlamda yanlıştır, öğrencilerine haksızlıktır ve israftır.

İkinci bir önemli sorun da sosyal hizmet açığını kapatıyoruz diyebilmek için "uyduruk" kadrolar ihdas ederek sosyal hizmetle ilgisi olmayan bir çok meslekten görevlendirmeler yapılmasıdır. Bunun doğuracağı sorunları zaman içinde yapılan yanlış uygulamaların sonuçlarını gördükçe anlayacağız.  

Bu makale 11.745 kez okunmuştur