Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 3.5237 -0.03
Euro : 4.0099 0.25
İMKB : 99847. 0.21
Altın : 141.95 0.47
'Öldüm ulan ben !'
Cemal YAĞCICemal YAĞCI
04 Eylül 2015 Cem Yılmaz’ın ünlü "Artist Cenazesi" gösterisinde dediği laf geldi aklıma...

Ölen sanatçının hele de komedyense arkasından söylenen klişe sözlerden biri "son şakasını yaptı"dır ve ardından ekler; "Ne şakası, öldüm ulan ben!"

Öldü ulan çocuk!

Çocuk öldü ve birden bütün Avrupa mülteci krizini konuşmaya başladı.

Oysa mülteciler bir ölümden diğerine yıllardır koşup duruyorlardı ya da güncel olandan bahsedersek kulaç atıp duruyorlardı.

Avrupa’da artık sıradan insanlar da özellikle Ortadoğu’daki savaştan kaçan mülteciler için bir şeyler yapılmalı demeye başladı ve çeşitli baskı grupları oluşturdular. Herkesin yüreğini yakan sahilde çocuk cesedi fotoğrafı, sorunu daha görünür kıldı, moda deyimle farkındalığımız arttı. Oysa daha önce de yüzlerce çocuk ölmüştü.

Kimdir mülteci, insan neden iltica eder?

Birleşmiş Milletler Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme (1951) mülteciyi “ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen her şahıs” olarak tanımlıyor.

Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliğinin internet sitesinde mültecilerle ilgili aşağıdaki ifadeler yer alıyor.

Mültecileri çoğu zaman göçmenlerle karıştırıyoruz. Göçmenler, özellikle göçmen işçiler kendileri ve aileleri için geleceklerini garanti altına almak adına bulundukları yeri terk etmeyi seçerler. Mülteciler ise hayatlarını kurtarmak ve özgürlüklerini korumak için evlerini, yurtlarını terk ederler. Kendi ülkeleri onlara bir koruma sağlamaz ve aslında genellikle mültecilere zulüm tehdidi yaşatan da kendi ülkeleridir. Eğer diğer hükümetler ülkelerindeki mültecilere barınmaları için izin vermezse, yardıma muhtaç olduklarında mültecilere yardım etmezse, söz konusu mültecileri geçim kaynakları ve temel hakları olmayan dayanılmaz bir hayatın gölgesinde yaşamaya hatta ölüme mahkum edebilir.

Zaman zaman gündeme gelen özellikle Afrika’dan Sicilya’ya iltica eden mazlumların haberleri hep düşündürmüştür beni; öyle bir kaçış ki çoluk çocuk hepsi beraber, sadece birer bavul, belki bazen bavul bile değil bohça, her şeylerini geride bırakarak, geri dönme umudu bile olmadan, karanlık denizlerden bir geçit bulmak.

Kimbilir ne zordur?

O yüzden ilticayı da, mübadeleyi de hiç sevmedim, tehciri de.

Sonuçlarını en yakından yaşadığımız iltica örneği Bulgaristan’dan Türkiye’ye zorunlu göçtü. Yüzbinlerce Bulgaristan Türkü bir kaç gün içinde özellikle Bursa’ya gelmişlerdi. Çoğu bir süre sonra Bulgaristan’a döndü.

İstiklal Savaşımızdan önce doğum yerim olan Manisa Gördes’te Rum mahallesi varmış, 300 hane Rum’un yaşadığını okumuştum, mübadele ile Yunanistan’a gönderilmişler.

Şimdi izleri bile yok. Mudanya’nın, Tirilye’nin mübadillerinin aksine gelip giden, arayan soran da yok. Bir romanda okumuştum ama şimdi hangi roman olduğunu anımsayamadım.

Rum oldukları için gönderilmişlerdi ancak gittikleri yerde de Türk (!) oldukları için istenmemişler.

Ne garip ve ne hüzün verici. 

Bu makale 1.233 kez okunmuştur