Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 3.5582 0.18
Euro : 3.8775 0.16
İMKB : 94655. 0.4
Altın : 144.55 -0.37
Bir geven hikayesi
Cemal YAĞCICemal YAĞCI
19 Ağustos 2013 Geven nedir bilir misiniz?

Geven (Astragalus) baklagiller (Fabaceae) familyasından yetiştiği bölgelere göre farklılaşan 2 bin kadar türü bulunan otsu ve küçük çalıların ortak adıdır.

Gevenin kökünden kitre zamkı elde edilmektedir. Geven (dikenli) kışın Anadolu’da yakacak ve hayvan yemi olarak kullanılır. Gevenli yörelerin balı şifalıdır. Geven kökleri, toprağa iyice yayıldığı için, erozyonla mücadelede de kullanılır.

Geven benim başımın belasıdır.

Neden mi?

Eşim Bayburtludur. Temmuz geldiğinde köyünün yaylalarında pembe, beyaz, mor, lila renklerinde çiçekler açan bu dikenli lanet olası çalılar onu kendilerine çeker. Onları seyretmeye doyamadığı gibi ille bir kök dikenli geveni de çiçekleri üzerindeyken söker ve eve getirir. Geven kuruduğunda da çiçekleri üzerinde kurur, renkleri solsa da dökülmez.

Ve geven gelir bizim evin baş köşesine kurulur her yaz.

Son yıllarda köylerde bile tandır yakan kalmadığı için geven eskisi kadar yakacak olarak kullanılmıyor. Hem erozyon kontrolü için korunması nedeniyle hem de çok çabuk yayıldığından otlakları bile geven bürüdüğünden sürü hayvanlarına otlayacak alan kalmamış.Üç yıl önceye kadar gevenle aramızda bir sorun yoktu. Taa ki bir Karadeniz turu dönüşü Bayburt'a, eşimin köyüne uğrayıncaya kadar.

Eşimin yine geven tutkusu depreşmişti ve ille "bir geven sökelim eve götürelim" demişti. Benim de inadım tutmuş, "istemiyorum geven meven" demiş, sökmemiştim. Arkadaşların da desteğiyle minibüsü bir yerlerde durdurmuş ve her aile koca birer gevenle arabaya dönmüşlerdi.

Sağ salim evimize dönmüştük. Biraz dinlenip tatilimizin ikinci kısmı için Kuşadası'na doğru yola çıkacaktık.

Yorgunluktan serseme dönmüş ama yine de uyuyamamıştım.

Erkenden kalkıp balkona çıktım.

Adımımı atar atmaz acıyla inledim, yenisi gelince eskisi (yine de kıymetli ki Kuşadası'na ablasına götürecekmiş) balkona bırakılmış ve ben olanca ağırlığımla yalınayak yüzlerce dikenin üstüne basmışım.

Oğlumla birlikte abartmıyorum, elliye yakın dikenden çıkarabildiklerimizi çıkardık.

Sesimize uyanan eşim "ee, demişti, ayağına diken batsa kalbini yokla derler bizim orda, sen beni bir geven için öyle üzdün ki bunu hak etmişsin".

Aradan iki yıl geçmişti. Bir önceki yıl gevenin çiçek açtığı mevsimi kaçırdığı için eşim eli boş dönmüştü ve aynı geven baş köşeyi süslemeye devam ediyordu.

Bir akşam eve geç gelmiştim. Salon perdeleri yıkanmış ve biri hariç eşim hepsini asmış, boyu yetişmediği için salonun köşesine gelen kısmını benim asmamı istemişti. Önce, "bu saatte perde merde takamam" dediysem de onun yıkayıp ütüleyip çoğunu da astığı perdenin bir parçasını asmamanın haksızlık olacağını düşünmüştüm.

Perdeyi aldım, yerine astım, usturuplu bir şekilde inmeye çalışırken çoraplı ayağımla pencerenin denizliğinden kaydım, köşeye atılan topu tutmak için atlayan kaleci gibi boylu boyunca atlayarak, belimi uzun üçlü koltuğun köşesine çarpıp yumuşak koltuğa gömüldüm.

Ama o da ne, belimin acısından çok baldırımda bir sızı. Bu kez sol bacağımın dizinden başlayıp bileğine kadar inen onlarca diken.

Uzatmıyayım, gevenden de böylece kurtulmuştum.

Yanılmışım.

Bu yıl yine memleketine giden eşimi İzmir Adnan Menderes Havaalanı'nda gecenin bir vakti karşıladım.

Arabayla yanaşmaya çalışırken gülümseyen yüzünde muzip bir ifade vardı, park edip arabadan inmesiyle gözlerini yere indirince iş anlaşıldı, yasak olmasına rağmen koca bir geveni uçakla getirmişti.

Tamam çok güzeldi ama bu kadarı fazlaydı.

Gece vakti hasbıhal etmeden Kuşadası'na geldik.

Geveni olağanüstü önlemlerle güvenli bir yere kaldırdık.

Bir iki gün Kuşadası'nda kaldıktan sonra Bodrum'a geçtik. Dönüşte eşim acil bir programa yetişeceğinden Kuşadası'na uğramadan Bursa'ya geldik.

Gevenden kurtulmuştum.

Dün Aydın telefon etti, "abi, Kuşadası'nda geveni unutmuşsunuz, ben aldım getiriyorum".
 

Bu makale 2.839 kez okunmuştur