Henüz üyemiz değilseniz kayıt olun!
Dolar : 3.5693 0.07
Euro : 4.0009 -0.06
İMKB : 97712. -0.61
Altın : 144.06 -0.01
Ütopya
Belgin ÖNALBaş Köşemin Yazıları
23 Nisan 2017 Tarihte bugün, artık olmayan Cumhuriyet'in, çocuk kalamayan çocukların kutlanamayan bayramlarındayız.

Kıvanacağımız bir bu bayram kalmıştı ele güne karşı. Çünkü eğitimde, bilimde filan halimiz içler acısı.

Uluslararası PISA testi sonuçlarına göre Türkiye'nin öğrencileri bilim, matematik ve okumada 72 ülke arasında 50. sırada.

Kendi anadillerini okuyup yazamayan, düşünemeyen çocuklarımız var. Onların yerine pek güzel düşünceleri olanlar geleceklerini de bir güzel şekle şemaile sokuyorlar nasılsa. Kız çocukları erkek çocuklardan daha da keskin, bıçak üstündeler.

Saçları, başları, evlenecekleri, çalışacakları, kaç çocuk yapacakları hatta aldıracakları çocuklara kadar he şey düşünülüyor onlar adına.

Asıl garip olan çocuk kadınların karınlarındaki çocuğu aldırmanın suç, günah sayıldığı bir ortamda idam cezaları ağızlarda sular akıtılarak savunuluyor.

Tecavüzcüsüyle evlendirilmesi desteklenen, bir kereden bir şey olmaz denilen, şiirlerden çok küfürlerde adı geçen kadınların, kızların; küçücük boylarıyla sokaklarda boyacılık yapan, sanayide çalışan, büyüyemeden preslenmiş erkek çocukların ülkesi.

Oğlanların ve kızların atölyelerde, dükkânlarda yetersiz beslenme ve kötü çalışma koşullarına maruz kaldığı, öldürüldüğü, olumsuz anne baba örnekleriyle dolu ailelerde çocuk olma haklarının her geçen gün daha fazla reddedildiği gerçeğinin ülkesi.

Sokak çocuklarının, tinercilerin, evde okulda sokakta tacize uğrayan, dayak yiyen, eğitimleri yarım kalan, gelecekleri, hayalleri, potansiyelleri, yüzlerinden neşeleri, ellerinden oyuncakları alınmış çocukların ülkesi.

Çok azı şanslı. Çok azı kederlerden uzak. Kendi çocuk rüyalarını göremeyen çocukların ülkesi. Soru sormaktan, öğrenmekten, okumaktan, düşünmekten, yaratıcı ve farklı olabilmekten korkan çocukların ülkesi.

23 Nisan’larda birkaç saatliğine temsili olarak büyüklerin yerine geçen çocuklar, gerçekte kendi hak ettikleri yerlerinde değiller.

Sadece onların masumluğuna yaraşır biçimde sevebilseydik yeterdi. Bunu başarabilseydik.

Ama en başında dedim ya zaten yok böyle bir ülke. Hepsi var olmayan hayal, hepsi ütopya.

“Onlar bizim geleceğimiz.” laflarını filan bırakalım bir kenara. Bunların hepsi laf-ü güzaf. Geleceği, ne yazık ki hiç çocuk olamamışlar, şefkatli bir elin saçlarında dolanmasının huzurunu yaşayamamışlar, çocuk neşesini tadamamışlar belirliyor hoyratça, sevgisizlikten içlerinde çürümüş öfkeleriyle.

En sahici dili gerçekler konuşur. Bir de şiirler;

“Çocuklar bakıyorlar, gözlerinde mavilik,
Bize bakıyorlar çocuklar, bir deri bir kemik.
Çocuklar tutamıyorlar ellerinde oyuncakları,
Çocuklar, koşamaz olmuş bacakları.
Bakıyorlar her akşam elimize,
Bir şey sormak ister gibi hepimize.
Benizleri sapsarı, hasta.
Çocuklar bedbaht bu yaşta.
Kim getirip koymuş onları yanımıza:
Bakıyorlar çizgi çizgi alnımıza.”
Ziya Osman SABA

Bu makale 286 kez okunmuştur